İslami Direniş

 

TEVHİD  ADALET ÖZGÜRLÜK

 

 

Dergilerden

Yaşasın Küresel İntifada

Kafire Mermi Verme

Resim Galerisinden

direnis16_20070830_1419054382.jpg
GENELKURMAY CUMHURİYETİ'NİN İFŞASI E-posta
Hangi rejim kendi halkının bir kısmını düşman olarak  görür ? Mesela Hitlerin faşist rejimi olabilir mi ? Kendi halkından Yahudileri düşman görüp  gaz odalarında yok etmeyi denemişti. Arı bir ırk sevdası üzerinde çalışıyordu. Güçlü bir ırk.  Nasyonel sosyalist,  sosyal evrimci bu zihniyet kendi halkını düşman görüp yok etmekle kalmadı , milyonlarca insanın ölümüne neden oldu.

 

GENELKURMAY CUMHURİYETİ'NİN İFŞASI

 

Hangi rejim kendi halkının bir kısmını düşman olarak  görür ? Mesela Hitlerin faşist rejimi olabilir mi ? Kendi halkından Yahudileri düşman görüp  gaz odalarında yok etmeyi denemişti. Arı bir ırk sevdası üzerinde çalışıyordu. Güçlü bir ırk.  Nasyonel sosyalist,  sosyal evrimci bu zihniyet kendi halkını düşman görüp yok etmekle kalmadı , milyonlarca insanın ölümüne neden oldu.

 

Halkını düşman telakki eden Arjantin’in kanlı diktatörü Pinochet’i unutmadı insanlık. ABD’nın desteği ile darbe ile işbaşına gelen Pinochet kendi halkını katleden, düşman gören bir rejim kurup 17 yıl iktidarda kaldı. Bu sürede binlerce insan öldürüldü, bir o kadarı kaybedildi, on binlercesi işkenceden geçirildi. Arjantin’in yaşlı darbeciyi ömrünün son günlerinde yargılamayı başardı. Arjantin’in bu tarihi süreci ne kadar çok Türkiye de ki darbe ve sonrası zulümleri anımsatıyor değil mi? Ancak biz darbeci Kenan Evreni yargılayamadık. Hatta Yargılanmasını isten savcıların da başına gelmedik kalmadı.

 

Yada Myanmar’ın askeri cuntası mı? Bir affet karşısında bile halkına uzanan yardım ellerini geri  çeviren. Darbeye karşı ayaklananları kanla bastıran bir rejim. Myanmar da halk rahipleri ile sokağa dökülebildi. Darbecilere karşı seslerini çıkarmak için ellerinden geleni yapmaya çalıştırlar. Acaba o halk kadar darbeleri karşı tepki koyabilecek midir Türkiye de yaşayanlar ?Kendi halkının bir kısmını düşman olarak gören hangi rejimdir ? Kaç tane kaldı onlardan ? Kendi halkına karşı Özel Hard Daireleri ile psikolojik savaş yürüten devletlerde ne tür rejimler hüküm sürer ?

 

Halkının bir kısmını düşman olarak gören bir rejim baştan savaşmayı düşündüğü düşmana karşı yenik düşmüştür. Çünkü bu düşman olarak gördüğü kendi halkıdır. Kendi halkının önemli bir kesimidir. Bu ülkede dindar olanlara düşmanlık besleyenler,  Kürtleri etnik kimliklerinden dolayı ikinci sınıf vatandaş yada düşman olarak görenler kendi meşrutiyetlerini hangi kaynağa dayandırıyorlar? Oligarşinin kendi baskıcı rejiminin tek dayanağı ellerinde bulundurdukları ve gasp ettikleri askeri ,ekonomik ve bürokratik güçtür. Tabi ki buna emperyalizmin ve siyonizmin dış desteğini de eklemek gerekir. Güce dayalı bir rejimin ellerinde ki sopayı göstererek halkı hizaya sokma dönemleri yavaş yavaş kapanmaya başlamıştır.

 

Genel olarak bir devletin kendine tehdit olabilecek akım, düşünce ,örgüt yada devletleri tehdit yada düşman olarak algılaması yada bu algılama sonrası belli stratejiler geliştirmesi normal olarak görülebilir. Başka bir devleti düşman olarak görebilirsiniz. Kendi içinizde kendinize yönelik bir tehdit algılaması da oluşturabilirsiniz. Kemalizm için sosyalist yada İslamcı yada Kürtçü bir hareket tehdit olabilir. Ancak tehdit algılamanızda özellikle kendini muhalif olarak algılayanlara ve şiddeti kullanmayanlara karşı asimetrik bir savaş ilan etmek ve düşman olarak telakki etmek işin dozunu abartmak olsa gerek. Düşman ile savaşılır. Bir devlet halkının büyük kısmını düşman olarak görüyor ve savaşmayı düşünüyorsa orda artık “cumhuriyetten”,  “demokrasiden” bahsedilemez. O devlet otoriter, totaliter ,baskıcı, polis ve asker devletidir. Tek tip kurşun askerleri ile oynamak isteyen oligarşinin oyun bahçesidir.

 

Taraf Gazetesinin ortaya çıkardığı gayri nizami harb kapsamının değiştirilmesi ve genişletilmesi,  Cumhuriyet Çalışma Grubu ve Acil Eylem Planı Türkiye de 2002 yılından itibaren bir senaryo dahilinde ve organize bir şekilde düşük yoğunluklu bir darbe sürecinin oluşturulduğu bizlere gösterdi.

 

Yeni Düşmana Karşı Genişleyen ve Değişen Gayri Nizami Harp

 

Gayri nizamı harpın kökenleri Sahra Talimnamesi adı ile 1964 yıllarına kadar gitmekte. Sahra Talimnamesi 31-15 adlı belge kara kuvvetleri komutanlığının emri ile yürürlüğe girmiş. Buna göre resmi asker ve resmi olmayan kudret sahibi militer güçlerin kuracakları çeteler, “Barış döneminde savaş halinin varlığını kabul ettirmek yolunda” girişimlerde bulunacaklar. Talimname kapsamındaki bu örgütler, 'Sivil bir örgütlenme seklinde idari taksimata uygun hücre tipi örgütlenilmesini; tedhiş (korkutma, dehşet salma), sabotaj, gizli haber alma' yöntemlerini benimsiyorlar ve 'silahlı soygunları' bu yolda bir finansman yöntemi olarak görüyorlar. [1] Bu şekilde Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sahra Talimnamesi, yani ST 31-15, 'köylere kadar' örgütlenmeyi temel alıyor. Amerika da ki benzerlerinden etkilenerek hazırlanan belge ve örgütlenme orjınalinın aksine dış düşmana karşı değil kendi halkına karşı bir örgütleme olarak varlığını devam ettirmekte.

 

Bu bağlamda Taraf Gazetesi tarafından ortaya çıkarılan Genelkurmay Başkanlığına bağlı Gayri Nizami Harp dairesinin görev sınırlarının genişletilmesi ve bir çok ilde yeni başkanlıkların kurulması ile ilgili dokümanlarla [2] birlikte TSK’nın düşman tanımının da farklılaştığı ortaya çıkmış oldu.  Bu belgelerde gayri nizami harp ekseninde düşman tanımı kendi halkına karşı gayri nizami savaş kurallarının uygulanabileceği şekilde genişletilmekte. Org. Yaşar Büyükanıt’ın talimatı ile başlatılan çalışmayla birlikte bizzat Büyükanıt’ın imzaladığı kartlara sahip özel birlikler oluşturuluyor. Bir nevi Şemdinli’nin iyi çocuğu Ali Kayalar dan bir sürü kolonlanıyor. Kendi halkını düşman olarak gören bir devlet bir kitapevini bombalıyor. Gayri nizami harbi kendi halkına karşı uyguluyor. Yaşar Büyükanıt’ın Ali Kayayı tanıyor. Belki kendi imzaladığı o kartlara sahip “milli duyguları kuvvetli” bir elamandır Ali Kaya. Beklide bu yüzden iyi çocuk olduğuna şahitlik ediyor. Beklide bu yüzden Şemdinli Davas ,savcıyı götürecek kadar önemli idi.

 

Belgedeki ifadeler ise insanı dehşete düşürecek türden. Buna göre kişi, kurum ve kuruluşlar “fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgalleri” nedeniyle “düşman” kategorisinde. Bu yapılanma için “milli hisleri kuvvetli eleman” arandığı da belirtiliyor. Milli hisleri kuvvetliden kasıtta herhalde Ogün Samast , Alparslan Arslan gibileri olsa gerek. Fiziki, ekonomik siyasi ve psikolojik işgal kavramları ise oldukça geniş ve elastik.  Ahmet Altan’ın dediği gibi[3] yabancı  yatırımcı ekonomik işgalci olabilir mesela. AB süreci ,yeni anayasa ,cumhurbaşkanlığına Abdullah Gülün gelmesi ,AKP’nın yeniden iktidar olması siyasi olarak telakki edilebilir. Orduya muhalif gazeteci ,yazarların olması, medyanın bir kısmının darbelere, muhtıralara, 367 ve başörtüsü kararlarına karşı oluşları psikolojik işgal midir ? Ulusal –Kemalist akımların dışında ki tüm gruplar düşman mıdır ?

 

Genelkurmay başkanlığı Özel Harp Dairesinin yasal bir teşkilat olduğunu ve hiçbir yasa dışı işe karışmadığını belirterek belgelerin ilgili kurumu karalamaya dönük olduğunu ifade etmiş. Benzerlerinin diğer NATO ülkelerinde de olduğunu vurgulana bildiride bu ülkelerde ki benzeri yapılanmaların lağvedildiği bilgisine yer verilmiyor. Yine NATO ülkelerinde ki bu yapılanmanın aslında gladio denilen yasadışı bir çok olaylara karışmış kirli bir yapılanma olduğu da gözden kaçırılıyor. Yine Türkiye de bir çok faili meçhul cinayetlerinin, Susurluk, Atabeyler, Sauna, Şemdinli ve en son Ergenekon örgütlenmeleri sanki olmamış gibi davranılıyor. Sanki Veli Küçük, Yeşil , Abdullah Çatlı gibi kişiler hiç yaşamamış bu ülkede. Bu örgütlenmeler içerisinde bir çok ismin Özel Harp Dairesi , JİTEM gibi karanlık ve şaibeli kurumlarla işbirliği içerisinde olduğunu biliyoruz.

 

Gayrı Nizamı Harp içerisinde sivil görünümlü kuvvacı ,ulusalcı dernek ve grupların faaliyetleri de dikkate değerdir. GNH’ın para-militer uzantıları genelde emekli askerlerden oluşan yöneticileri ile askeri vesayet için çalışmalarını devam ettirmektedirler. Mersinde Türkmen köylerine kadar örgütlenenler, bir çok ilde cephanelik gibi silah depolayan , Trabzon’da ki rahip ,Danıştay ,Hrant ve Malatya saldırıları ile direk yada dolaylı bağlantıları olanların “satılmış, işbirlikçi iktidara karşı” , işgal atındaki ülkelerini AB ve ABD den kurtarmak için gayri nizami bir savaş sürdürdüklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Günümüzde Özel Kuvvetler Komutanlığı adı ile faaliyet sürdüren bu yapılanma içerisinde sivillerden oluşan “Beyaz Kuvvetler” olarak isimlendirilen unsurlarında olduğu söyleniyor. Yine Özel Kuvvetlerden emekli olanların birlikleri ile bağlantılarını kesmedikleri ve sivil hayatta da kendilerine verilen görevleri ifa ettikleri belirtiliyor. [4]  Hatta geçmişte meclis çatısı altında birbirinden haberi olmayan Özel Harp Dairesi için çalışan milletvekillerinin olduğu söylenmekte.[5]  Ergenekon’dan cumhuriyet mitinglerine kadar bir çok yapılanma ve organizasyonun arkasını düşünürken yukarıda ki bilgileri dikkate almamış gerekiyor.

 

Cumhuriyet Çalışma Grubu Cumhura Karşı

 

28 Şubat sürecinde Deniz Kuvvetleri bünyesinde Batı Çalışma Grubu oluşturulmuştu. Sözde irticai faaliyetleri gözlemek için kurulan illegal yapı belli bir süre devam etti. Erbakan gerici ve irticaci idi , yüzünü doğuya ve İslam ülkelerine dönmüştü. Erbakan’ın batıya olan mesafesi 28 Şubatçıların batıyı arkalarına alıp , güvenlerini artırmasına neden oldu. Erbakan’a karşı asker batıcı ve aydınlığı temsil ediyordu. Batılı ülkeler RP’nin kapatılmasını onaylayarak askerin önüne fazla sorunda çıkarmamışlardı. 28 Şubatta RP demokrasi ve batıdan kopuşun simgesi olarak kolaylıkla yaftalanabildi.

 

2003 yılında uslanmaz darbe sevdalısı olduğu Özden Örnek Günlükleri ile deşifre edilen Jandarma Komutanı Şener Eruygur’un komutanlığı sırasında bu sefer Cumhuriyet Çalışma Grubu oluşturulmuş. Bu sefer AKP kolay lokmada değildi. Batınında desteği onlarda idi. Demokrasiden söz eden ve temsil edende onlardı. Bir çalışma grubu kurulursa adını Batı koymaları zordu. Çünkü AB sürecine karşılardı. ABD’nın AKP ile iş tutmasına karşınında küskün aşıkları oynuyorlardı. Fazla özgürlük ve demokrasinin kendi egemenliklerine zarar verdiğini yada verebileceğinin farkındaydılar. Demokrasi kelimesinden fazla hoşlaşmıyor ve kullanmıyorlardı. “Laik cumhuriyet” en çok tercih edilendi.

 

İsim arayışı sırasında “Laik Çalışma Grubu” biraz fanatik kaçar diye düşündüler herhalde. “Cumhurla” alakaları olmasa da cumhuriyet üzerinden Laik -otoriter bir Kemalist rejimini savunduklarını bilmeyen  de yok. Adı cumhuriyet olsunda isterse küçük bir oligarşik mutlu azınlığın vesayeti ile yönetilsin.  Halkın isteğine saygılı olmamalarına rağmen en pişkin yüzleri ile cumhuriyetten bahsedebiliyorlar. Kemalist rejimin cumhuriyetten daha çok tek parti dikta rejimine benzediğini bizzat yaşayarak tescil ettirdik.

 

AKP'nin 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde Anayasa'yı değiştirebilecek çoğunlukla iktidara gelmesinin ardından dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur tarafından Cumhuriyet Çalışma Grubu kuruldu. Özden Örnek Günlüklerinden bildiğimiz gibi darbeci paşalarda hemen seçimlerden sonra faaliyetlerine başlamışlardı. Bu bağlamda Şener Eruygur Jandarma Komutanı olduğu kurumda öncelikle 28 Şubatçı Çevik Biri örnek alarak bir çalışma grubu oluşturmuş. Aslında zamanlamaları bize AKP icraatları ile ilgili bir karşı duruştan daha çok belli bir zihniyete karşı olan kin ve düşmanlık dolu ruh halını göstermekte. Çünkü henüz AKP doğru dürüst bir icraat bile yapmadan onu düşürmeye yönelik yapılanma oluşturuluyor.

 

Cumhuriyet Çalışma Grubu BÇG gibi öncelikle yine fişleme ile işe başlamış. Türkiye’nin her ilinde ,önemli kurumlarda fişleme yapmış. Bu fişleme sırasında üniversite yönetimlerinden ve bazı öğretim üyelerinden bilgi ve belgeler sağlanmış.

 

Fişlemenin dışında kendi “sivil” hareket alanı için bir örgütlenmeye de gitmiş. 225 ayrı “sivil toplum kuruluşu” ile Ulusal Birlik Hareketi oluşturulmuş.  Şener Eruygur emekli olduktan sonrada UBH ile ilişkisini sürdürmüş. ADD’nin başına geçtikten sonra UBH öncülüğü ve şemsiyesi altında cumhuriyet mitingleri organize edilmiş. UBH içerisinde ADD'nin yanı sıra Türkiye Kamu-Sen, Kemalist Atılım Birliği, Atatürkçü Vakıflar Federasyonu, Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Yüksek Öğretim Kurumlarına Yardım Derneği, Batı Trakya Türk Birliği, 27 Mayıs Milli Devrim Derneği gibi farklı amaçlarla kurulmuş kuruluşlar aynı platformda bir araya gelmiş. 23 Aralık 2004'te İzmir'in Menemen ilçesinde ADD öncülüğünde düzenlenecek olan "Menemen'den Çankaya'ya Laik Cumhuriyet Mitingi" söz konusu oluşumun ilk sokak eylemi olmuş.

 

UBH bir eylem kanadı gibi hareket işlevi görmüş. UBH Lideri Bülent Berkar’da tüm faaliyetleri CÇG dan aldığı direktifler ışığında sürdürmüş. Bu doğrultuda ATO Başkanı Sinan Aygün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, MGK Genel Sekreteri Org. Şükrü Şarıışık, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç’la görüşülmüş. Bu görüşmelerin amaçları ise şu şekilde sıralanmış; “UBH’nin tanıtımı, TSK’ya destek, hareketi yönetecek şemsiye kadro için güvenilir aday önerileri, medya için finans kaynağı, Ankara’da güvenilir gruplar bulmak.”[6]

 

UBH , 28 Şubat 2004 de “sivil uyarı metni” adında bir muhtıra vermeyi planladığı anlaşılıyor. Yine bir kısım medyayı kullanarak propaganda yapmayı düşünüyorlar.  Türkiye’nin sorunlarını kendi bakış acıları ile sıraladıktan sonra AKP karşısında klasik solun başarısızlığına karşın merkez sağın toparlanması noktasında yeni açılımları önemsediklerini belirtiyorlar.

 

CÇG, bazı rektörlerle işbirliği yapıyor: 19 Eylül 2003'te, 15 rektör, Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'u ziyaret ediyorlar. Rektörlerle bu görüşmede "2004 yerel seçimlerine kadar AKP'nin sıkıştırılması"ndan, "İrticai odaklarının kısa vadede etkilerinin minimize edilebilmesi için asker, üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının güç birliği yapmasının şart olduğu"na, "irticanın tam olarak önlenebilmesi için eğitim sistemine, özellikle ilköğretim okullarına hakim olmak gerektiği gibi birçok konu konuşuluyor. Toplantıya katılan rektörlerden bir kısmı aşka gelip "Kubilay olmaya hazır olduklarını" söylüyorlar.[7] Yine Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun rektör adayları için eksi veya artı not verdiği, eski Cumhurbaşkanı Sezer'in de bu notlara göre atama yaptığı ileri sürülmüştü.

 

CÇG ile medya arasında ki işbirliğine en sıkı bir şekilde devam etmekte. 28 Şubat döneminde başta Sabah Gazetesinin birinci sayfası nasıl paşalar tarafından şekillendiriliyordu ise benzer şekilde paşalar telefon ile manşet attırmaya devam etmiştir. Örnek olarak R.Tayyip Erdoğanın başbakan olduğu ilk aylarda çekilen bir fotografının altına emekli bir paşanın talimatıyla batılı görgü kuralları yerine doğu adetleri ile yemek yediğine dair not düşülmesi olayı verilebilir. [8]

 

Cumhuriyet Çalışma Grubu aynı BÇG’nin milyonlarca insanı fişlediği gibi  bir dizi fişleme hareketi içerisine girdiği görülüyor. Bu fişlemeye "felsefî grupları", "düşünce grupları", "yazarlar, düşünürler", "AB ve ABD yanlısı kişiler", "azınlıklar", "yüksek sosyete grupları", "sanatçıları" ve "zengin aile çocukları"  dahil edilmiş. Hatta  internet kullanıcılarından "Satanistler", "Ku Klux Klanlara” kadar detaylara kadar inilmiş. 2004 yılında ortaya çıkarılan 1.Ordu Komutanlığı tarafından yapılan bu fişleme karşısında  sorumlular ortaya çıkarılmamış ve hükümet yalnızca böyle bir şeyin olamayacağı ve kabul edilemeyeceğini söylemekle yetinmişti.

 

TSK Acil Eylem Planı

 

Gayri Nizami Harp ,Cumhuriyet Çalışma Grubu ,Osman Paksüt-İlker Başbuğ Görüşmesi son olarak yine Taraf gazetesi tarafından açıklanan Acil Eylem Planıyla birlikte düşünüldüğünde ortaya organize bir darbe girişimi çıkıyor.  2002 yılından itibaren başlayan bu darbe süreci düşük yoğunlukta yürütülmekte. Bu sefer asker göz önüne çıkmayı, tanklarla balans ayarı yapmayı göze alamamış görünüyor. Bunun yerine “silahsız toplum kuruluşları” ,yüksek yargı,  vesayet altında ki siyaset ,bir kısım medya ve sermayenin desteği ile bunu yapmaya çalışmakta.

 

Açıklanan Acil Eylem Planı Genelkurmay başkanlığı tarafından yalanlanmadı. Yalnızca komutanlık tarafından onaylanmadığı vurgulandı. Komuta kademesi tarafından onaylanmadığı söylenen bir plan ,bir senaryo metne aynen bağlı kalınarak uygulanmakta. 28 Şubat sürecinde ki askeri birliklere gönderilen “topyekun irticai ile savaş” belgelerinin imzasız ve onaysız olduğu o donemde görev yapmış emekli askerler tarafından aktarılmakta. İktidar kendisine devirmek için yürütülen darbe planına karşın bir şeyler yapmak için noter onaylı, altında kuvvet komutanlarının imzalı suretini mi aranmakta acaba ?  Yoksa en son Erdoğan-Başbuğ görüşmesinde olduğu gibi kapalı kapılar ardında belli pazarlıklar mı yapılmakta ?  Dolmabahçe görüşmesinden sonra asker darbe planlarını askıya mı aldı ki yeniden pazarlıklar yapılmakta. Erdoğan-Büyükanıt görüşmesinden sonra ki süreçte AKP’nın kapatılması kararı alınmadı mı ? 

 

Acil Eylem Planının ana ekseni kamuoyunu TSK’nın çizgisine getirmek olarak vurgulanmakta. Bu doğrultuda 2007 eylül ayından itibaren faaliyet sürdürülmüş.  Öncelikle TSK ana hattın kim olduğunu net olarak ortaya koymakta. Türkiye de TSK’nın görüşleri ,fikirleri, duyguları ve inançları dışında farklı bir şey düşünemez, söyleyemez ve uygulayamazsın. Mutlak doğru olan TSK nın görüşleridir. Ordu bu ülkenin en aklı başında, en elit ,her şeyin en doğrusunu bilen ve bilmekle kalmayıp bizimde kendisi gibi olmasını istediği bir kurum olarak karşımıza çıkmakta. Böyle bir algılama sonrası tabiî ki bildirilerle kendisi gibi düşünmeyenleri düşman, hain ilan edecektir. Dini sırf kirli savaşta ölecek gençleri motive etmek için kullanılan bir araç olarak gören bir zihniyet rejim için ölmek ve öldürmek dışında ki dini inançları “irtica” olarak algılayacaktır.

 

Bu eylem planı neden “acil” olarak isimlendirilmiş acaba. TSK’nın elinde bir şey varda bunu yitirmemek için az zamanı mı kalmış ? Mesela bu vesayet düzeni olabilir mi ?  AB sürecinin zorlaması ile askerin vesayet sistemini sarsılacağı mı düşünülmekte ?  22 Temmuz ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte önemli mevzileri kaybeden egemenler ordu dışında son dayanakları olan Yüksek Yargının da dönüştürülmesinden mi korkmaktalar ? Yine yeni anayasa tartışmaları onları telaşa sokmuş görünüyor. Bu yüzden anayasa “ milli devlete karşı” olarak nitelendirilmekte.  Acil eylem planı ivedilikle uygulanmış olmalı ki AKP kapatma davası ile AB süreci duraklatılmış ,yeni anayasa tasarısı yeniden rafa kaldırılmış oldu.

 

Eylül 2007 tarihli belgeye göre; “Yargıçlar ordu çizgisine çekilecek”, “TSK muhalifleri yıpratılacak”, “Kanaat önderleri yönlendirilecek”, “Bazı sanatçı ve yazarlar desteklenecek”, “Gazeteciler kullanılacak”, “Irak’ın kuzeyindeki desteği kesmek için bölge halkı terörle mücadele bağlamında; sıklıkla yapılacak aramalar, operasyonlar vb. faaliyetlerle rahatsız edilerek yıldırılacak.”

 

Taşeronlaştırılmış operasyonlar [9] ile ordu eski performansını kaybetmeye doğru gitmekte. 27 Mayısta başbakan asan ,12 Eylül de onlarca insanı idam eden ,binlercesini işkenceden geçiren paşalar giderek işin dozunu düşürmeye başladılar. 28 Şubatta tankları sabahın ilk ışıkları ile çekine çekine yürütenler ,27 Nisanda muhtıranın “e” halini verebilen asker artık taşeron kullanmaya doğru gitmekte. İhale Anayasa mahkemesi ve Yargıtay Savcısında kalmış görünüyor. Özellikle Doğan Medya Grubu darbecilere lojistik destek sağlamakta ,propaganda zemini hazırlamakta.  Yargıçlar Paksüt-Başbuğ görüşmesinde olduğu gibi ordu çizgisine çekilmiş. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili ağustosta genelkurmay başkanı olacak bir paşa ile AKP kapatma davasından önce görüşüyor. Bundan sonra dava sürecinde yine AKP’den ayrılan bir eski milletvekili ile yemek yiyor. Başörtüsü yasağı ile ilgili anayasa değişikliği ordu çizgisine getirilmiş 9 yargıç tarafından yetki gaspı yapılarak red ediliyor.

 

Hürriyet, Milliyet ,Vatan gazetesi ve bu medya grubuna bağlı televizyon kanalları yayınları planda bahsedilen “uygun medya organları” olarak TSK bülteni yada Silahlı Kuvvetler Saati gibi davranmaktalar. Bu medya grubu Ergenekon soruşturması ile ilgili haberlere hep mesafe ile durmayı tercih ederken , “irticai faaliyetleri deşifre etme” noktasında çok iştahlı görünüyordu. Medya haber yapıyor , Yargıtay Başsavcısı haber kupürlerini kapatma iddianamesine koyuyordu. 9’un 411’den büyük olduğunu , “kaosa kalkan 411 el” manşeti ile anlamış olduk.  Karşı oy kullanan 11 kişiden 2’sinin kılışeleşmiş olarak hep aynı şekilde hareket ettiğini söyleyerek Sezerin atadığı 9 kişinin neden hiç fire vermediği gözden kaçırılmaya çalışılıyordu bazı yazarlar tarafından. [10]

 

Anayasa değişikliği karşısında direnen rektörler üniversitelerin kamuoyu oluşturmada ki misyonundan ve gücünden hareketle Acil Eylem Planı ile birlikte teşriki mesai yapıyordu. ÜAK Başkanın üniversitesinde silahlar patlıyordu. Üniversitelerde ki Ulusal-Kemalist örgütlenmeler darbeciler için zemin hazırlıyordu.  Darbenin kirli, pis işleri Ergenekon Çetesine ihale edilmiş herhalde. Danıştay saldırısı, Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması ,Hrant Dinkin öldürülmesi bu çetenin darbe ortamı için zemin hazırlamak için yaptığı birkaç eylemdi . Yakalanmasalardı ortaya çıkarılan cephaneliklerle epeyce kan dökmeye yeltendikleri görünüyor.  Alparslan Arslan Danıştay’ı Ergenekon adına basacak ,tekbir getirip ,İslami mesajlar verecek sonrasında tetiği çektirenler “rejimi kurtarmak için kurban ettikleri” arkadaşlarının cenazesinde  “Kahrolsun Şeriat” sloganları attıracak, hükümeti yuhalatacaktı.

 

Yine Taraf gazetesi tarafından ortaya çıkarılan Dağlıca Baskınının önceden bilindiği ve göz yumulduğu yönünde ki haberler kirli savaşın hangi boyutlarda olduğunu bize göstermekte. Askeri vesayetin devam etmesi için savaş naraları atanlar 13 gencin ölmesine göz yummuş olabilir miydi ?  Acil eylem planında bölge halkına “örgüte destek olmanın bedelinin”  nasıl gösterileceği noktasında da çok ilginç ifadeler var. Sıklıkla yapılacak aramalar ve operasyonlarla halk rahatsız edilecek, “yasaklı bölgeler” ile yaşam alanları daraltılacak. Devlet kendi halkından öç alacak. Sen örgüte destek verirsen bende sana hayatı dar ederim diyecek.

 

Sonuç olarak

 

Eylem Planında hükümete karşı açıkça bir tavır sergilenmekte. AKP  kendisine karşı oynanan kirli oyunu ciddiye almalıdır. Paşalara övgüler düzerek yada “irtica” paranoyasını kabul edip mücadele edeceklerini belirterek darbecileri engelleyemezsiniz. AKP hükümetinin üzerine düşen görev, darbe girişimcilerinin açığa çıkarılması ve yargılanmasıdır.  Her gün halka, seçilmiş iktidara karşı yürütülen faaliyetlerle ilgili belgeler ortaya çıkarken suskun kalmak ancak darbecilere cesaret verecektir. Bizim korkularımızdan cesaret alanların bu oyununu bozmak gerekmekte. Askeri vesayetin, baskıcı oligarşinin geriletilmesi ,ezilmiş, dışlanmış ve ötekileştirilip düşmanlaştırılmış halkın umudu olmak için üzerinde psikolojik harp taktikleri uygulanabilecek olmaktan kurtulmamız gerekmekte. Darbelere karşı çıkma sorumluğu ise darbenin asıl muhatabı olan bizlerdedir. Sorumluğumuzu ve şahitliğimizi erteleyemeyiz.

 

 Güney Uzun

 Bu yazının bir bölümü Haksöz Dergisinde Yayınlanmıştır. 

 

 

 

 

 



[1]  İsmet Kayhan- İlhamı Vural – www.ozgurgundem.net

[2] Taraf Gazetesi

[3] Kim Düşman- Ahmet Altan – Taraf Gazetesi

[4] Bordo Bereliler - Aksiyon Dergisi -  338. Sayı

[5] CHP’li Özel Harpçiler – Necdet Açan – Hürriyet Gazetesi – 02.01.2006

[6] Taraf Gazetesi -07.06.2008

[7] Cumhuriyet Çalışma Grubu- Gülay Göktürk – Bugün Gazetesi – 11.06.2008

[8] CÇG- Hürriyet İşbirliği - Mustafa Yürekli – Haber 7

[9] Lahika 3 Elde Var Sıfır – Hadi Uluengin – Hürriyet Gazetesi – 26.06.2008

[10] Paksüt Çekilirse – Güneri Cıvaoğlu – Hürriyet Gazetesi – 19.06.2008

 
< Önceki   Sonraki >

Kitap Tanıtımı

Anketler

Obama Sonrası Değişen Bir Şey Var mı?
 

Bir Şiir

 

Kanla Kirlenmis Evrak

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda.
Asklarim, inançlarim isgal altindadir
tabutumun üstünde zar atiyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamistir
topraga sokuldugum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklasinca kumlar ve çakil taslari
geçmis günlerimi asagilamaktadir.

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda.
Ve rüzgar burusturuyor polis raporlarini
kadinlar fazlasiyla günaha giriyorlar
bazi solgun gömleklerin çözük dügmelerinden
çelik tirpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satirlari arasinda.
Gece arsizca kükrüyor pasli beyninde sehrin
küfre yaklastikça inancim artiyor.

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan
saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda
acilar çekebilecek yasa geldigim zaman
aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim.
Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin
basindan baslayabilirim.
 

İsmet Özel


 

Direniş Adalet Özgürlük

Yalnız Sana İbadet Eder
Yanlız Senin Önünde Eğiliriz

Ziyaretci Durumu

Ziyaretçiler

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol