Ana Menü
| Anasayfa |
| Hakkımızda |
| Yazılar |
| Makaleler |
| Kitap Tanıtımı |
| Kısa Kısa |
| Duyurular |
| MultiMedya |
| Tüm İçerik |
| Resim Galerisi |
| Linkler |
| Eleştiriler |
| İletişim |
Yaşasın Küresel İntifada

Kafire Mermi Verme

Resim Galerisinden
| GÖZALTI ,İŞKENÇE ve ÖLÜMLERE DAİR |
|
|
Hatırlanacağı üzere Engin Ceber Yürüyüş Dergisi sattığı için bir grup arkadaşı ile birlikte polis tarafından gözaltına alınmış, önce polis karakolunda dövülmüş sonrasında tutuklanıp götürüldüğü Metris Cezaevinde işkenceye tabi tutulmuş ve tüm bunların sonunda hayatını kaybetmişti. Bir can yine devletin kolluk kuvvetlerince işkenceden geçirilmiş ve öldürülmüştü. Bu ne ilkti nede sondu. Belki de diğerlerinden farkı Adalet Bakanının işkenceyi kabul edip ,Ceberin ailesinden özür dilemesiydi. GÖZALTI ,İŞKENÇE ve ÖLÜMLERE DAİR
Hatırlanacağı üzere Engin Ceber Yürüyüş Dergisi sattığı için bir grup arkadaşı ile birlikte polis tarafından gözaltına alınmış, önce polis karakolunda dövülmüş sonrasında tutuklanıp götürüldüğü Metris Cezaevinde işkenceye tabi tutulmuş ve tüm bunların sonunda hayatını kaybetmişti. Bir can yine devletin kolluk kuvvetlerince işkenceden geçirilmiş ve öldürülmüştü. Bu ne ilkti nede sondu. Belki de diğerlerinden farkı Adalet Bakanının işkenceyi kabul edip ,Ceberin ailesinden özür dilemesiydi.
Bu yazının kaleme alındığı günlerde polis işkencesi ile öldürülen gazeteci Metin Göktepe ölümünün 13.yılında anılıyordu. Göktepe de ilk değildi. Polis tutanaklarına göre “gözaltındayken duvardan düşerek” ölmüştü. Onun ölümüne sebep olanlar birkaç yıllık hapis cezası ile kurtuldular. Engin Ceber’in davasının başladığı bu ay içerisinde ölümüne neden olan gardiyanlardan sucunu itiraf eden gardiyan ve rapor hazırlayan doktor dışında kilerin görevlerine döndü. Davaya gelmeyen polis memurlarının bir sonraki duruşmaya zorla getirilmelerine karar verildi.
Türkiye’de on yedi binden fazla faili meçhul dosyasının olduğu söylenmekte.Bu dosyalardan biride Engin Ceber için açılmış oldu. Hatırlanırsa Mehmet Ağar bine yakın operasyon yaptıklarını söylemişti. Bu kirli operasyonlara katılan eski polis Ayhan Çarkın 100-200 değil daha fazlası insanı öldürdüklerini söylüyordu.
Belki bunlar bir savaşın kirli yanlarıydı. Bu kirli savaşta kirli ilişkiler yumağı halen daha çözülmeyi beklemekte. Firat Nehrinin doğusunda örneğin Silopi’de ki Botaş kuyularında yargısız infaz sonucu öldürülen insanların olduğu söylenmekte. Ancak sıradan insanlar da artık polis kurşunlarına yada kötü muamelelere tabi tutulabilmekte. Baran Tursun örneği var karşımız da. Benzer şekilde göğsüne aldığı tekme ile can veren yada polisin açtığı ateş ile ölen gençlerin haberleri medyaya yansımıştı. Polisin gereksiz ve kontrolsüz güç kullanmasının yol açtığı ölümlerin sayısı 2008 içerisinde onlarla ifade edilmekte.
Adalet Bakanın açıkladığı istatistiklere[1] göre 2006-2007 yılları arasında on binden fazla polis ve jandarma beş bine yakın vatandaşa işkence yada kötü muamele yapmakla suçlanmış. Şuan için bu kamu görevlilerinde tutuklu olan kimse yok. Yine aynı zaman diliminde polise direnmek suçundan iki yüze yakın vatandaş tutuklanmış. Diğer yandan polise direnme suçundan yargılan 10207 kişi mahkum olmuş. Bu rakam 1996 yılında 1549 imiş. Yanı yasal düzenlemelerle beraber polise mukavemet sucundan yargılananların sayısında yedi kat artış gözlenmiş. Yasal düzenlemelerle vatandaşa verilmiş gibi görülen haklar karşısında polis yine kendisine tanınan yetkilerle adlı makamlarca korunmuş. Polisin aşırı güç kullanması karşısında acılan davalarda benzer bir artışa rastlamıyoruz. 1996 da 278 kişi mahkum olurken,2005 yılında 364 kişi olmuş bu rakam. Dava-mahkumiyet oranları vatandaşta yüksek iken poliste bu oranlar düşük olmakta. Tersine davanın karara bağlanma süresi vatandaşta düşük iken polislerde bu oran çok daha yüksek ve uzun olmakta. Yanı devletin kurumu olan yargı polisini yargı sürecini geciktirerek ve zaman aşımına uğratarak onu korumakta ve kollamakta
AB katılım sürecinde gerçekleştirilen yasal değişiklikler ve siyasi iktidarın kısmı olumlu tavrı ile Türkiye de işkence vakaları ciddi bir şekilde azalmıştı. Ancak devlet politikası olarak önceden var olan sistematik işkencenin olmaması hiçbir şekilde polis yada jandarmanın kötü muamele yada sınırsız ve ölçüsüz güç kullanmadığı manasına gelmiyor. Bunun en bariz örneğini 1 Mayıs olayları sırasında yaşadık. Polis göstericilere karşı o kadar sert güç kullandı ki gaz bombalarından hastaneler ,polis dayağından kafe de oturan sıradan vatandaşlar bile nasiplerini(!) aldı. Polise kimlik soranların başlarına ne tür tatsız olayların geldiğini yine son aylarda medyada gördük.
Tabiî ki toplum olarak hafızasız ,tepkisiz bir yapıya sahip olduğumuzdan bu tür olaylar karşısından sesimiz çok cılız çıkmakta. Yine devlet işkenceci yada dayakçı memurunu kolladığından failler ya yakalanamamakta yada ceza almadan işin içinden sıyrılmaktalar. Bugüne kadar Türkiye de hangi polis amiri yada hangi İçişleri Bakanı bu tür bir olaydan dolayı istifa etmiştir ? Bu yüzden de bu tür olayların devamı gelmekte ve kaderine razı,suskun, tepkisiz bir toplum haline dönüştürülmeye çalışılmaktayız.
İşkenceye ve Polis Kurşununa Tepki Vermede Yunanistan Örneği
Yunanistan da 16 yaşındaki bir gencin polis tarafından öldürülmesi sonrası başlayan olaylar bir aya yakın süre devam etti. Bu süre zarfında polis göstericilere müdahale etmede başarısız oldu. Ölüm haberi üzerine İçişleri Bakanı istifasını sundu, ancak Yunan Başbakanı kabul etmedi. Olayların Yunanistan’ın belli bir süreden beri gelen iç sorunlarının bir patlaması olarak sunulmaya başlandı. Özellikle işsizlik, AB fonlarının usulsüz kullanımı ,abartılı şekilde süren askeri harcamalar bu iç sorunlardan birkaçı olarak sıralanabilir. Yunanistan da belli dönemlerde kitlesel grevler, öğrenci olayları ile günlük hayatı felç eden, gündemi belirleyen yer yer şiddet içeren olayların yine şahit olmuştuk
Toplumsal olayların sonrasında sonuç alındığının görülmesi ,bir değişime neden olması bu tür eylemliklerin kararlı ve kitlesel olarak yeri geldiğinde ortaya konmasına neden olmakta. Bu karşılıklı etkilenme ancak toplumun isteklerine duyarlı bir sistemde mümkün olabilmekte. Bir genç öldürmenin bedeli Yunan hükümeti ve polisi için çok ağır olmakta. Bu ağırlık o öldürülen gencin değerinin de yüksek olduğunu gösteriyor. Bir canın haksız yere öldürülmesine karşılık neler olabileceğini gösterilmekte. Bedelini ödemeyeceğiniz şeyleri yapmayın mesajı ,öldürülen kişi savunmasız ve tek bir kişi değildi mesajı ile birlikte verilmekte. Benzeri bir olay gecen yıllarda Fransa da olmuştu. Kuzey Afrika kökenli bir gencin polisten kaçarken ölümü sonrası Fransa’nın birçok kentine de araçların yakılmış ve polisle çatışmalar haftalarca sürmüştü.
Yunanistan da Aleksis Grigoropulos’ın polis kurşunu ile öldürülmesine verilen tepki ile Türkiye de Engin Ceber’in işkence ile öldürülmesi karşısında verilen tepkileri gözden geçirmemiz gerekmekte. Bir ay boyunca Yunan şehirlerini polise dar eden gösterilerin sonrasında artık o tetiği çeken eller çekmeden önce bin kez düşünmek zorundadır. Peki Türkiye de işkenceyi yapan ,tetiği çeken ellerin düşünmeleri ,en azından tereddüt etmelerini sağlayacak bir geçmişimiz var mıdır?
Paşama Dokunma, Canı İsterse Kendisi Gelir
Medya özellikle Engin Çeber başta olmak üzere işkence ve polisin aşırı yada sınırsız güç kullanımı konusunda son yıllarda duyarlı gibi görünmekte. Bu duyarlığı AB süreci bağlamında zihinlerin kısmı olarak değişimi ile açıklayabileceğimiz gibi zaten var olan sol muhalif kesimlere medyanın ilgilisi ile de açıklamaya biliriz. Ancak burada dikkatimizi çekmesi gereken bir olay daha var ki buda medyanın Ergenekon zanlılarının gözaltı ve cezaevi süreçlerinde konuya ilgileri daha da artmıştır. Acaba bu masum bir ilgi artışımıdır ? Yoksa temelinde gözaltı ve tutuklamalara karşı oluşturulmaya çalışılan bir kamuoyu tepkisinin Ergenekon dışı olaylarla beraber işlenmesi midir? Polisin ve savcıların Ergenekon kapsamında yaptıkları uygulamalara karşı duyulan tepkilerin göze batmaması için başka örneklerle kamufle edilmesi midir ? Özellikle bir kısım medyanın bu günlerde ki gözaltı ve işkence olaylarına duyarlığında kader birliği yaptıkları kişi ve örgütlemelerin hedef alınmasının payı olduğunu söyleyebiliriz.
Ergenekon Örgütü ile ilgili gözaltılar da paşalara kötü muamele yapıldığı basında haberler yer almakta. Aslında kime ve kimden olursa olsun insanlık onuruna leke düşürecek her türlü kötü muameleye ve işkenceye karşı durmak gerekir. Ama özellikle söz konusu paşalar olduğunda basında ve belli kesimlerde fazladan bir hassasiyet oluşmakta. Paşaların özel konumlarından (!) dolayı onlara ayrıcalık yapılması isteniyor. Tüm vatandaşların yasalar karşısında eşit olması diye bilinen en temel adalet ilkesi karşısında eşitler içerisinde daha eşit ve pozitif ayrımcılık yapılması istenmekte.Bu durumu oliğarşinin halk için yaptırdığı nezarethane ve F Tiplerine kendilerinden birilerinin girmesine içerlemeleri olarak görmeliyiz.
Gözaltına alınmaları bile fazlası ile nazik ve ayrıcalıklı olan ve kendileri tarafından da polisin kendilerine iyi davrandığını söyleyenler suç isnatlarından daha çok gözaltı şekilleri ile konuşulmaya çalışıldı. Bazı kesimler ‘paşaların dahi gözaltına alınabileceği’ fikrine henüz alışmış görünmüyordu. Adı konulmamış bir dokunulmazlık zırhları olan bu şahısların zanlı olmaları durumunda davetiye ile ifadelerine başvurulması gerektiği ,gözaltına alınmalarının yıllarını devlete hizmet vermiş kişiler için onur kırıcı olduğu ifade edildi.
Acaba devlet denen kutsal şeye tek hizmeti bu paşalar mı yapıyor? Bu ülkede milyonlarca kişi memuru ve işçisi ile devlet için çalışmıyor mu ? Herhangi bir memur suç işlediğinde gözaltına alınabiliyor ve yargılanabiliyorsa neden paşalar gözaltına alınmasın ? Paşaların kaçmayacağı söylenirken daha yeni polis tarafından yakalanan firari paşayı unutmuş gibiler. Veli Küçük gibilerinin Meclis Susurluk Komisyonuna davetiye ile çağrıldığı halde ifade vermediğini biliyoruz. Hrant Dink davasında yine Albay Ali Öz ifade vermemek için neler yaptığını biliyoruz. Dahası bildiğimiz “iyi çocukların” Şemdinli de olduğu gibi belli bir süre sonra serbest bırakıldığınıdır. Bu ülkede işkenceci bir çok polisin mahkemeye getirilmediği bilinmekte.
Paşaların suç işlemeyeceği gibi bir kanun mu var ? En son eski deniz kuvvetleri komutanı İlhami Erdil haksız kazanç elde ettiği için hapis yatıp ,cezaevinden er olarak çıkmadı mı ? Suç örgütleri ile bağlantılı bir çok askerin ve polisin tutuklandığını biliyoruz. Özellikle Jitem kimlikleri ile terör estirenleri biliyoruz.
Türkiye de gençler polis tarafından gözaltında dövülüp ,işkence görüyor ve Hapishanelerde işkence ile ölüyorken ve basının büyük kısmı bunları belli süre ile yayın yapıp geçiştirirken bir paşanın gözaltına alınma görüntülerine bile kıyametler koparılmakta. Neden elinden tutuldu, kaçacak mı, neden evine sabah yada gece baskın düzenlendi gibi sanki hiç olmayan ve ilk kez polis tarafından yapılan bir uygulama gibi gösterilmeye çalışıldı. Paşaların poliste nerede ve nasıl kaldıkları özellikle gündemleştirildi. Sonunda polis nezarethanelerin resimlerini 23 derece oda sıcaklığını gösteren termometreyi de göstererek yayınladı.
Bu yaygarayı çıkaranlar 28 Şubat sürecinde Merve Kavakçının evinin savcı tarafından gece yarısı basılması olayını “bir kadına haddinin bildirilmesi” olarak gördüklerini iyi biliyoruz. Yine aynı süreçte kameralar eşliğinde, habercilerin gelmesi beklenerek ev basmaları çok gördük. Gözleri görmeyen Süleyman Kurşun’un gözaltına alınmasını hatırlıyoruz. Eşleri, çocukları ile gözaltına alınan Müslümanları biliyoruz. Birçok insan baskınlarla ,çamur at izi kalsın mantığı ile bu ülkede teşhir edildi, suçlandı, ,gözaltına alındı. Muhaliflere yapıldığında özellikle de Müslümanlara karşı yapıldığında olayın insanı boyutu ile hiç ilgilenmeyenler söz konusu paşalar olduğunda “hırsızın hiç mi sucu yok” dedirtecesine haklarında zanları örtülerek sanki keyfi bir işlem yapılıyormuş hissi uyandırılmaya çalışılıyor.
Genelde Ergenokon ,Jitem ,derin devlet gözaltında kayıplardan ve işkencelerden sorumlu tutulurken ve bu örgütlenmenin başında olanlar ,özelde ise Levent Ersöz’ün Silopi de gözaltına alınıp kaybolan isimlerden sorumlu iken gözaltında kaybedenlere vip gözaltı istemek insanı değil ikiyüzlü ,çirkin bir tavır olsa gerek.
İşkence ,kötü muamele ,iftira ve karalama her insana, insanın onuruna karşı yapılmış bir insanlık sucudur. Kimden ve kime karşı yapılırsa yapılsın karşı durulması gerekir. Adalet herkese lazım olan bir şeydir. Kemalist –laik rejim kendi yaptıkları kanunlara uymak zorundadır. Bir rejimin, bir dinin ,bir düşüncenin kendine sadık kalmasını istemekle, onu kabul etmek farklı olsa gerek. Kemalist rejimi din dışı kanunlarına ve kendi adalet anlayışlarına uymaları gerektiğini ifade ediyoruz. Sıra kendi ulularına geldiğinde putlarını yememeliler. Muhalif kesimlerde rejimin iyi anına, iyi yanına denk gelmenin dışında kendilerine ve halka karşı kötü muamele, işkence, güç kullanımı ve her türlü baskılara karşı mücadele vermeli ,kendi kazanımları ile bunları yapanlara bedelinin ağır olacağının göstermelidirler. Ancak mücadele sonrası elde edilen kazanımlar değerlidir. [1] Bianet – Kerem Altıparmak – 13 Ekim 2008 – Engin Ceber’in ölümü İstinye’den Metrise Münferit Orantılı Güç |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Anketler
Bir Şiir

Kanla Kirlenmis Evrak Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda. Asklarim, inançlarim isgal altindadir tabutumun üstünde zar atiyorlar cebimdeki adreslerden umut kalmamistir topraga sokuldugum zaman çapa vuran adamlar denize yaklasinca kumlar ve çakil taslari geçmis günlerimi asagilamaktadir. Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda. Ve rüzgar burusturuyor polis raporlarini kadinlar fazlasiyla günaha giriyorlar bazi solgun gömleklerin çözük dügmelerinden çelik tirpan gibi silkiniyor çocuklar denizin satirlari arasinda. Gece arsizca kükrüyor pasli beyninde sehrin küfre yaklastikça inancim artiyor. Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda acilar çekebilecek yasa geldigim zaman aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim. Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin basindan baslayabilirim. |
İsmet Özel |
En Son Eklenenler
Direniş Adalet Özgürlük

Ziyaretci Durumu





Ziyaretçiler
