Ana Menü
| Anasayfa |
| Hakkımızda |
| Yazılar |
| Makaleler |
| Kitap Tanıtımı |
| Kısa Kısa |
| Duyurular |
| MultiMedya |
| Tüm İçerik |
| Resim Galerisi |
| Linkler |
| Eleştiriler |
| İletişim |
Yaşasın Küresel İntifada

Kafire Mermi Verme

Resim Galerisinden
| KİM İÇİN SAVAŞIM VERİYORUZ ? |
|
|
Her mücadenin bir toplumsal tabanı olmalı. Bir halkı. İçinde bulunduğumuz toplumda bir karşılığı olmalı. Bu belki klasik ideolojik yapılanmalar için daha uygun bir durum olabilir. Çünkü beşeri ideolojiler kazanımlarını bu dünyada görmek isterler. Sonucun karşılığı yaşanan zaman diliminde yada maddi hayat içerisindedir. Yanı elle tutulur , gözle görülür bir karşılığı olmalıdır. KİM İÇİN SAVAŞIM VERİYORUZ ?
Her mücadenin bir toplumsal tabanı olmalı. Bir halkı. İçinde bulunduğumuz toplumda bir karşılığı olmalı. Bu belki klasik ideolojik yapılanmalar için daha uygun bir durum olabilir. Çünkü beşeri ideolojiler kazanımlarını bu dünyada görmek isterler. Sonucun karşılığı yaşanan zaman diliminde yada maddi hayat içerisindedir. Yanı elle tutulur , gözle görülür bir karşılığı olmalıdır.
Beşeri bir düşünce için bir halkın olması ,uğruna savaşılan bir davanın olmasıdır önemlidir. Bir halk için savaştığını söylemek aslında arka planda kendi dayanağının ,kendi meşruluğunun yerini göstermektedir. Kendisi için savaşmayan ,mücadele etmeyen birileri için dava daha “kutsal” , daha değerlidir. Kaldı ki davanın karşılık beklemeden yapıldığına dair her vurgu hem dava hem de dava sahibinin motivasyonu acısından önemlidir.
Sıra Müslümanlara gelince acaba durum nasıl oluyor? Var mı bizim uğrunda savaştığımız bir halkımız. Varsa o halktan var mı bir karşılığımız ? Peki karşılık beklentimiz hiç mi yok ? Bir karşılığı varsa acaba biz davamızın değerini düşürmüş mü oluyoruz ?
Biz biliyoruz ki bir savaşım vermek ,bir mücadele içinde bulunmak bir sünnetullahtır. Hz. Ademden başlayan bir gelenektir. Her bir peygamberin halklarının önünde yaptığı konuşmaların cümleler ,onları madden ve manen özgürlüğe kavuşturacak İslam’a ve bunun gereği olan tavhid vurgu ile başlar ve halklarından bu şahitlik görevleri karşılığında hiçbir karşılık beklemedikleri ile devam eder. Mustazafın yanında yer alma ve onları için bir savaşım içinde olmak ile alakalı ayetleri ve Hz. Musa ile Fravun kıssasında olduğu gibi bir mücadele örnekliğini görebiliriz. Benzer şekilde Hz.Peygamberin risaletten önce bile toplumu içerisinde zayıf ve yoksulların hakları için ortak olduğu erdemli bir birlikteliğin vahıyle taçlandığına şahit olmaktayız. Burada şunun altını çizmek gerekir. Müslümanların özellikle toplumsal şahitlik ve mücadeleleri çağdaş ideolejilere öykünmek ile geçiştirilemez ,acıklanamaz.
Belki sonda söyleyeceğimi başlarda söylerek söylemek gerekmekte. Bir Müslüman olarak mazlumlar, mustazafları , fakirler, yolda kalmışlar ,onuruyla ama yokluk içinde yaşayanlar için bir mücadelemiz olmalı. Yanı sokakta gördüğümüz evine gitmek için bir dolmuş ,bir otobüs bileti parasını bulamayıp yürüyenler için bir mücadelemiz olmalı. Ekmek alamadığı için çocukları ile aç yatan anne-babalar için bir mücadelemiz olmalı. Kendisine sırf cinsiyetinden dolayı türlü saldırılar olan onurlu kadınlar için mücadele etmemiz gerekir. Derdini anlatamayan ,anlatması Türkçe öğrenmesi istenen bir Kürt anası için mücadelemiz olmalı. Okul kapısında dayatma karşısında zorlanarak yada rahatça başörtüsünü çıkarmak zorunda bacılar için mücadelemiz olmalı.
Karşılığımız olmamalı. Yanı biz birilerini kazanmak için bir hayırda ,bir yardımda ,bir eylemsellikte bulunmak zorunda değiliz. Secici değiliz ve olmamalıyız. Mustazafın ,zalimin karşısında ezilenin dinini sormamalıyız. Kendi fitratımızın gereği olarak varsa elimizden gelen yapmalıyız. Yoksa acısını hissetmeliyiz. Kendimizi rahat ve huzurlu hissetmek belki de lüks bir şeymiş gibi gelmeli bizlere. Sıkıntısı çekmeliyiz. Aklımıza gelince bizi bir irkilme almalı. Düşününce onun yerine kendimizi koymalıyız. Dertsiz, tasasız ,kaygısız bir zihinsel bakışı her şeyiyle olumlamamalıyız.
Ne için varız ? Daha çok maddi kazanç için mi ? Daha iyi bir kariyer için mi ? Daha saygın ve ünlü olmak için mi ? Sırf kendi yakınlarımız için mi varız ? Daha rahat ve konfor içinde yaşamak için mi ? Huzur içinde ,stressiz bir hayat için mi ?
Evetse cevabımız o zaman sormak lazım. Nerde kaldı bizim insanlığımız nerde kaldı bizim inanç kardeşliğimiz. Nerde kaldı bizim mücadele şuurumuz? Ve sormalıyız. Acaba bizde o fakirin, o mazlumun ,o ezilmiş halkların yanında olmazsak kim olur onların yanında ? Kim acısını paylaşır ? Bu bir tabanı başkasına kaptırma yarışı değildir. Biz onları potansiyel birer kazanım olarak görmeden bir sosyal sorumluluk ve şahitliği yerine getirmeliyiz. Bizden başka kim derken mustazafın yanında yer almak en çok bir müslümana yakışan bir duruştur. Bunu iliklerine kadar hissedebilen ancak bir Müslüman yürek olmalıdır.
Kendimize baktıkça hep bir fazlasına sahip olanla karşılaştırıp kendimizin ihtiyaç sahibi ,sahip olunması gereken ,alt yada orta bir ekonomik seviyede ,sosyal statü olarak hakir görülmüş ,takdir edilmemiş gibi görüyoruz. Kendi şahsi mücadelemiz hep daha fazlasına doğru evriliyor. Ama şükrümüzü rabbimize ilettikten sonra düşünmemizde gerekiyor.
Bence bizi diri tutacak şeylerin başında mücadelesini vereceğimiz basit bile olsa bazı değerlerin var olduğu gerçeğinin kavranmasıdır. Bir şeyin acısını ,sızısını ,sıkıntısını yüreğinde hissettiğinde insan kendi zaaflarından , kendi lükslerinden , kendi çelişkilerinden de kurtulmaya başlar. Kendi çevresinden çıkıp toplumsal bir sorumluğa doğru bilinç sahibi olmak şahitlik görevinin de bir gereğidir.
Aslında bunlar çok uçuk şeyler değil. Yanı biz bir telefon klübesinde üstünü değiştirip tşortünün üzerinde “M” yazan bir süper kahramandan bahsetmiyoruz. Yanı birileri için mücadele etmek “kendini kendi dışındakilere adamakta” değil bu. Bizler çift kişilikli insanlarda değiliz. Bir kenarda vakurlu ve onurlu iken bir anda bir “militana” dönüşen kişilerde değiliz. Yada yapmadığımız bir şey de değil bunlar . Belki bunun daha farkında olunması gerektiği söylenmek istenen. Yada bizler mazoist kişilikli insanlarda değiliz. Hep acı ve gözyaşı değil tercihimiz. Evet biz onların zor anlarında ,zayıf düştüklerinde yanlarında olacağız. Düşenin dostunun olduğunu göstereceğiz. Sevincini ,mutluluğunu paylaşacağız. Acıyı paylaştığımız gibi.
Önceliğimiz başkaları da değil. Belki bir Müslüman olarak önceliğimiz kendimiz. Suya düşen damlanın yayılmasında merkez biziz. Önce kendimizi kurtarmalıyız. Kendimizi adamalıyız. Adayacak şeyimiz halkımız değil. Siyasi düşüncemiz değil. İdeolojik duruşumuz da değil. Adayışımızı değerli kılana adarız biz. Dünyada karşılık beklemeyiz. Sonucu burada almakta istemeyiz. Ancak her şeyin bir karşılığının olduğunun da farkındayız. Bizler gayb olana iman ederken mükafat karşılığı bir şeyler yapmış olduğumuzdan daha çok inancımızın gereğini yerine getirmiş olduğumuzu düşünürüz. Merkeze halkı yada uğruna mücadele ettiğimiz insanları yada dünyevi değerleri almayız. Değişken bir değer algımız yoktur bizim. Popilist değiliz. Nicellik bizim semtimizden geçemez.
Hayır-hasenat ,yardım derneği yada gönüllüsü de değiliz. Olmamalıyız. Bunun bir görevsel bölüşümle üzerimizden atılacak ve ekonomik boyuta indirgenecek bir vaka olduğunu düşünmüyoruz. Örgütsel ,planlı programlı bir davranışta değil bu. Fitri olan ,olması gereken bir hayat biçimi. Tek bir Müslüman olarak yapmamız gerekenlerden bahsediyorum ben. Yada kendi iç dünyamızda olup bitenlerle alakalı dediklerim. Farklı bir bakış acısı yakalama cabası belki de. Bu azgınlaşan kapitalizm karşısında birey kalan müslümanın tutunma noktalarından biri.
Güney Uzun Hazıran 2009 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Anketler
Bir Şiir

Kanla Kirlenmis Evrak Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda. Asklarim, inançlarim isgal altindadir tabutumun üstünde zar atiyorlar cebimdeki adreslerden umut kalmamistir topraga sokuldugum zaman çapa vuran adamlar denize yaklasinca kumlar ve çakil taslari geçmis günlerimi asagilamaktadir. Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda. Ve rüzgar burusturuyor polis raporlarini kadinlar fazlasiyla günaha giriyorlar bazi solgun gömleklerin çözük dügmelerinden çelik tirpan gibi silkiniyor çocuklar denizin satirlari arasinda. Gece arsizca kükrüyor pasli beyninde sehrin küfre yaklastikça inancim artiyor. Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda acilar çekebilecek yasa geldigim zaman aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim. Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin basindan baslayabilirim. |
İsmet Özel |
En Son Eklenenler
Direniş Adalet Özgürlük

Ziyaretci Durumu





Ziyaretçiler
