İslami Direniş

 

TEVHİD  ADALET ÖZGÜRLÜK

 

 

Dergilerden

Yaşasın Küresel İntifada

Kafire Mermi Verme

Resim Galerisinden

basortusu138_20070830_1296231454.jpg
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ , DİN VE DİYANET E-posta

 Ortadoğu Tevhidi Mücadelenin anayurdu. Kutlu peygamberlerin vatanı. İnsanlığa tevhidi ,adaleti ve özgürlüğü sunan İslamin ve bu dinin taşıyıcılarının filizlendiği yer .Uğruna canların feda edildiği , zamanı gelince kanların seller gibi aktığı,akıtıldığı topraklar. Nemrutların ,Firavunların ,Ebrehelerin  müstekbirleştiği Ortadoğu ,yeniden bu sefer geçmiş müstekbirlerin çağdaşları olanlarının hedefinde.1. ve 2. Dünya savaşları ile şekillendirilen , 1948 de İsrail ile hançerlenen , Irak işgali ile istila edilen bu topraklar Büyük Ortadoğu Projesi ile yeniden parçalanmaya , istilaya ,esarete , kana ve gözyaşına boğulmak isteniyor

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ , DİN VE DİYANET

 Ortadoğu Tevhidi Mücadelenin anayurdu. Kutlu peygamberlerin vatanı. İnsanlığa tevhidi ,adaleti ve özgürlüğü sunan İslamin ve bu dinin taşıyıcılarının filizlendiği yer .Uğruna canların feda edildiği , zamanı gelince kanların seller gibi aktığı,akıtıldığı topraklar. Nemrutların ,Firavunların ,Ebrehelerin  müstekbirleştiği Ortadoğu ,yeniden bu sefer geçmiş müstekbirlerin çağdaşları olanlarının hedefinde.1. ve 2. Dünya savaşları ile şekillendirilen , 1948 de İsrail ile hançerlenen , Irak işgali ile istila edilen bu topraklar Büyük Ortadoğu Projesi ile yeniden parçalanmaya , istilaya ,esarete , kana ve gözyaşına boğulmak isteniyor.

  Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu ‘nun ABD ziyareti 28 Şubat sürecinin yıldönümü günlerine denk geldi. Yine aynı günlerde gerçekleşecek ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman’ın , ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ çerçevesindeki Türkiye ziyareti sonradan iptal edildi. Grossman bu projedeki önemli saç ayağı olan ülkelerine yaptığı ziyaretlerden birini de Türkiye’ye yapacaktı. Bir gazete köşesin de“Aslında bu, çok manidar bir tevafuk. Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi, zaten “genişletilmiş bir 28 Şubat sürecinin” parçası.” (1)  şeklinde yapılan yorumu dikkate almak gerekmekte.

 28 Şubat sürecinde brifinglerden nasibi alan Diyanet sonrasında brifingleri veren zihniyet doğrultusunda yeniden yapılandı. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında ABD de brifinglere tabi tutulan Diyanetin Amerikanın dünyadaki “irticacı” bilgi kaynakları olarak gördüğü merkezlere alternatif olarak Türkiye de Diyaneti ve İlahiyat fakültelerini öne çıkartıp bu uğurda teşvik edip desteklemesi beklenebilir. Yanı Diyanette yeniden bir yapılanma ihtimali vardır ve bu seferki şekil verici güç Global 28 Şubat kabadayılardır.

 İslam devrimin den itibaren İran için rejim ihracından bahsedenler ve bunu kendileri için en büyük tehlikelerden biri olarak görenler BOP kapsamında Ortadoğu ya “Ilıman İslam” adı altında aslında Emperyalizme ve siyonizme kul-köle rejimler ihraç ediyorlar. İranlı ayetullahları eleştirenler şimdi Türkiye de aynı konumda bulunmaktadırlar. En azından İran ne doğu ne batı şiarı ile yola çıkmış ve kendi birikimleri ile alternatifın tek İslam olması gerektiğini söylemişti. Türkiyenin yaptığı ise ABD ye köle olan bir İslami kendi halkı ile birlikte tüm İslam alemine kabul ettirmek.

 Bardakoğlu ,ABD’de Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya geldi. Bu toplantılarda “Ilımlı İslam” ve Türkiye örneğinin tartışıldığı bildirdi. Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu konuda işbirliğine hazır olduklarını ifade ettiğini söyledi. Bardakoğlu, ABD’nin ılımlı modelin Ortadoğu’da desteklenmesi bakımından somut öneri sunduğunu kaydetti. Utah Üniversitesi Ortadoğu Araştırmalar Merkezi'nde “ılımlı İslam” konulu bir sempozyumda bir konuşma yaptı. ABD'nin hazırladığı insan hakları raporunda yer alan "Türkiye'de din özgürlüğünün bir ölçüde kısıtlandığı" eleştiriler konusunda Bardakoğlu "inanç noktasında baskı olmadığını ve özgürlüklerin anayasal koruma altında olduğunu"  ifade etti.

 Ali Bardakoğlu, ABD temaslarında dinin sağlıklı bilgiye dayanmasının önemini, hutbelerin Diyanet olarak devletten bağımsız, özgürce hazırlandığını ve sağlıklı bilgi üretildiğini anlattığını kaydetti ve Diyanet İşleri'nin, hutbelerle hiçbir zaman fikir empoze etmediğini, bilgi sağlama amacını güttüğünü vurguladı.

 Buraya kadar Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu ‘nun ABD ziyaretini değerlendirirsek Bardakoğulu’nun şahsin da teslimiyetçi , kimliğini ezilmişlik olarak algılayan bir müslüman tipini görmekteyiz. Emperyalizm tarafından tezgahlanarak , müslüman kitleleri sömürge haline getirip öz kaynaklarını kendilerine akıtan ,ruhlarını ve bedenlerini esirleştiren planların taşeronluğuna heveslenen insan tipi Tevhidi geleneğin her zaman diliminde karşılaştığı protiflerden biridir. Kendi dünyevi çıkarlarının gerçekleşmek ve egemen güçlere yaranmak için her taklayı atanlar ne yazık ki İslamı da halkları uyuşturan bir din haline getirmek istiyorlar. Her gün dinde ruhban sınıfı yoktur diyerek rakiplerini bertaraf edenler emperyal güçlerin kendilerine tevdi ettikleri görevleri yerine getirmede çekimser bile kalamıyorlar. Hatta kraldan çok kralcı kesilerek müslüman halkların ezilmişliklerini görmemezlikten geliyorlar. İslami kimliğe yönelik baskıları ferdi birer olay gibi görüp yaşadıkları çoğrafyada inanç özgürlüğünden dem vuruyorlar. Gerçekleri gizlemek noktasında ellerinden geleni arkalarına koymayanlar dini sırf ibadetler ve ahlakı öğretiler şekline daraltıyorlar. İslamin hayatın her alanında hakim olması yerine değişik ideoloji ve izimlere yamayarak onların devamını sağlayan yardımçı güç şeklinde tutmak istiyorlar.

 Hayattan soyutlanmış inançlar aynı zamanda pasifiz bir tutum takındıklarında zulmü yeryüzünün yer yerine yaymak isteyen ,kana ve gözyaşına doymayan Firavun ,Nemrut ve Ebu Cehillerin çağdaşlarının tam istedikleri birer din haline gelirler. Bu tanım içerisine her din ve inanç girebilir. İslam tarihine kısa bir bakış dinin kimlerin elinde kime karşı ne şekilde kullanıldığını gösterir. Kendisini laik-ulus devlet olarak gören rejimlerde böyle bir dinin afyon özelliğini her zaman kullanıla gelmiştir. Dünyanın bir köşesinde halkları uyutmak için stadyumları beşik olarak algılayan faşist zihniyetle Müslüman kitleleri camilerde avutan desbotik rejimler benzerlik göstermekte. 

 Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı da halkı camilerde uyutma görevini üslenmiş ,Müslümanların yeniden özgüven kazanıp dirilmelerini ve bunun sonucu olarak direnişi kuşanmalarını engellemenin yollarını arayan bir kurum şeklini almıştır . Rejim tarafından kurulan ve örgütlenen bir yapının rejime muhalif söylemleri içinde bulundurması tabii ki olanaksızdır. 28 Şubat süreci ile yeniden yapılandırılan Diyanet, dini hayatı organize etmek görevi dışında rejimi kollayıp gözetme şeklinde bazı kurumların üzerlerine aldıkları görevlerin kendilerine düşenlerini yerine getirmektedir. Diyanet bu hali ile imamlarının muhbir olmasını istediği , muhalif Müslüman ve cemaatler hakkında istihbarati bilgilerin toplandığı bir para-militer yapı haline dönüşmüştür. Diyanetin, dini duyguları rejimin çıkarları doğrultusun da yönlendirmek ve Tevhidi bir İslamın halk tarafından algılanmasını önlemek ya da mesajı sulandırıp manipule etmek gibi aslı görevleri vardır. Diyanet bu hali ile ,Tevhidi mücadeleden karşımıza çıkan Belam dediğimiz tiplerin kurumsallarmış halinden başkası değildir.

 Diyanet İşleri Başkanlığının yıllardır Türkiye genelinde sürdürdüğü “devletin dini ” projesinin Bardakoğlu nun ABD ziyareti ile birlikte uluslar arası boyutlar kazandığını görmekteyiz. ABD-İsrail-İngiltere şer üçgeni tarafından piyasaya sunulan Büyük Ortadoğu Projesinde Diyanet İşleri de görev almaya hazırlanıyor. İslamin Emperyalizme ve Siyonizme karşı direngen tarafını göstermek yerine Diyanet bu şer güçlerin taşeronluğuna soyunmaya çalışıyor. Fas’tan Endenozya ya kadar tüm İslam alemini köleleştirmek isteyen bir projenin içinde bulunmanın ve önemli görevler ifa etmenin heyecanını taşıyorlar.

 Bardakoğlunun Diyanet İşlerinin Başkanlığının kuruluşunun 80. yılında yaptığı basın toplantısında  “Diyanet ve Genelkurmay Başkanlığı' ,Türk modernleşmesinin önemli iki kurumudur” şeklindeki sözleri ile rejimin dayanağı olan iki kuruma gönderme yapmıştır. Bunlar dan biri anayasal olarak rejimi kollamak ve korumak görevini üzerine alan ve askeri güçü temsil eden Ordudur. İkinci ise rejimin bekası için “devlet dini” oluşturmayı amaç edinmiş Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Bu cümlelerden yola çıkarak BOP ile birlikte strateji uzmanlarının (4) vurguladığı bir olasılığa değinmek gerekir. Buda Ilımla İslam söyleminin  BOP ‘un ana iskeletini oluşturduğudur. Hem demokrasi ve özgürlüklere vurgu hem de Ilımlı İslam söylemleri ile Ortadoğu yeniden dizayn edilmeye çalışılacaktır. Yanı askeri güçün yerini din ve demokrasiye vurgular alacaktır. Bu stratejik değişiklik Türkiye’deki dengelerde de ister istemez değişikliklere yol açabilecektir. Büyük Ortadoğu Projesinden en çok etkilenecek kurumların başında TSK gelmektedir. Tabii ki Ordu Türkiye siyasetinde dinin belirgin olmasını istemez. Son olarak üst düzey bir komutanın Ilımlı İslam projesinin Türkiye’nin laik devlet olması ile çeliştiğini söylemesi ve karşı tavır alması BOP ile değişebilecek dengelerin farkında olduklarının bir göstergesidir. Bu bağlamda AKP kadrolarının BOP da hem “Ilımlı İslam” hem de “Müslüman demokrat”  kavramları ile yer almak istemeleri Türkiye içindeki dengelerin siyasi iktidar üzerinde  baskı kurduğu ifade edilen TSK aleyhine değişebileceği varsayımını ile alakalı olabilir. AKP kendi iktidarını garanti altına almak ve belki de Türkiye de TSK nın belirleyici güç olmasından çıkması için böyle bir proje içinde yer almaktadır. Ancak AKP dar anlamda kendi ,daha geniş anlamda ise Türkiye nin kazanımları için tüm İslam dünyasının esaretini yol acabilecek projelerin içine girmektedir. AKP kadroları BOP un başarılı olamayacağı anlamalıdırlar. Kendi iktidarları yada Türkiye nin geleceği emperyalistlerin iki dudağı arasından çıkacak cümlelere bağlı olduğunun farkına varmalıdır. Kimse ,İslam ümmetini kendi siyasi çıkarları için zalimlere peşkeş çekemez.

 İnsanlık tarihinin en büyük kırılma noktalarına şahitlik etmekteyiz.  11 Eylül ile başlayan bu süreçte İslam dünya müstekbirlerinin hedef tahtasında. Günümüz Müslümanları böyle bir ana şahitlik etmekteler. Bu bağlamda üzerlerine düşen şahitliği yerine getirmeleri gerekmekte. Nasıl tarih kitaplarında zamanın da belli kırılmaları yaşayan Müslümanların hepsinin onurlu bir tavır göstermediğini ve bazılarını şahitlikten kaçtıklarını okuyorsak şuan aynı beklide daha elzem bir imtihan ile bizler karşı karşıyayız. Yerimizi ,saffımız seçerken tercihimizin sonraki ümmetleri miras olarak neler bırakacağını düşünmeliyiz. Direnen bir İslamin Kelimeyi Tevhid ile bezenmiş izzetli sancağını mı teslim edeceğiz yoksa teslim olup edilgenleşmiş bir dinin beyaz teslim bayrağını mı?

 Milliyet Gazetesinde Derya Sazak ile bir söyleşi gerçekleştiren Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlunun söylediklerini okurken dirilen ve direnen bir din yerine pasifize edilip, müslümanların hayatı problemlerini çözmekle uğraşmayıp detaylar içinde boğulmak istenen ,bataklığı kurutmak yerine tek tek sineklerle mücadele eden bir din algısını ile karşılaşıyorsunuz. Okuyalım : “Mesela kadına karşı kullanılan şiddet, töre cinayetleri var ve bu şiddet günümüzde bilhassa bizim doğu toplumlarında dinin de onayladığı bir şiddet olarak algılanıyor. Bizim bunu önlememiz, düzeltmemiz lazım... Müslümanlar kadının örtünmesini 14 asırdır dinin gereği olarak görüyorlar. Örtünmek dindarlığın yegâne şartı değildir... Siyasal rejimler ile dinleri örtüştürmemek ve yarıştırmamak gerekiyor... İslam bir ideoloji gibi ekonomik, siyasal bir sistem gibi uygulanmaya çalışıldı. Halbuki bu yanlıştı. Dinler birbiriyle, Hıristiyanlık, Yahudilikle mukayese edilebilir. ” (2)

 Müslümanlar olarak Töre cinayetleri kınayalım. Kadını ikinci sınıf insan olarak gören anlayışları da karşı çıkalım. Ama kızını başörtülü diye öldüren baba içinde söylenecek sözlerimiz olmalı . Cevahir Çağlar için acaba Diyenet İşleri Başkanlığı basın açıklaması yaptı mı ? Ya da Töre cinayetine kurban olan Güldünya Tören'in için Kutlu Doğum haftasında etkinlikler düzenlemeyi ve bu olaya vurgu yapmayı planlayan Diyanet başörtüsü ve İslami kimliği yüzünden babası tarafınsan öldürülen bu bacımız için Kutlu Doğum haftasında ne yapmayı planlıyor? Peki Başörtüsü yüzünden işlerinden atılan , okullarına alınmayan müslüman kadın ve kızlara ne demeli ? Örtünmeyi müslümanların icması gibi gören Bardakoğlu Kuran da ki örtünme ile ilgili ayetleri (Nur-31 ,Ahzab-59 ) bilmiyor mu ? Ya da biliyor da rejimin gazabına uğramamak için görmemezlik ten mi geliyor ? Rejimin öfkesinden Allah’ın gazabına kaçmak ne kötü bir tercihtir.İslamı sırf ibadete ve iyi ahlaka indirgemek , dinin siyasal,ekonomik,kültürel  ve sosyal alanlardaki sözlerini kulağımızı tıkamak İslami gökyüzüne hapsetmek değil midir ? Bu anlayış İslami rejime göre dizayn etmek değil de nedir ?

 Bardakoğlunun şahsin da tüm aklı selim Diyanet çalışanlarına şunu hatırlatmakta yarar vardır. İslam tarihi zalim egemenlerin yanında yer alan hiçbir alimi ,kurumu affetmemiş ve hep lanetle anmıştır. Kendilerine örnek olarak zalim sultanlara yardakçılık yapıp hem kendi dünyevi çıkarlarını gözeten hem de zulüm kokan rejimlerin devamını sağlayan sözde alimler örnek almamalıdırlar.

 Amerikanın BOP kapsamında faaliyete soktuğu El Hurra televizyonuna reklam verilmesini ve desteklenmesinin haram olduğu şeklinde fetva veren Yusuf el-Kardavi gibi bir alimi mi örnek alacaksınız ? Yoksa sizler bu televizyonda Türkiye de yaptığınız gibi etliye- sütlüye karışmayan Diyanet Saati diye programın yapımcısı mı olacaksınız ?Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın Büyük Ortadoğu Projesine karşı tüm Müslümanların direnmesi ve birlik olması noktasında ki izzetli çağrısı karşısında sizler onursuz bir tutum takınarak İslam topraklarının istila edilip halklarının köleleştirilmesine karşı sessiz kalınmasına mı çağıracaksınız ?İslam dünyasının tanınmış alim ve düşünürlerinin, Müslüman devletleri ve halkları Filistin direnişine destek vermeye, İsrail tarafından şehid edilen Şeyh Ahmed Yasin'in kısasının İsrail'den alınması davet ederken sizler Amerika ve İsrail’le dost olmaya ve onların cinayetlerine ses çıkarmamaya mı çağıracaksınız ?

 Allah aşkına sizlerin bedeninin üçte ikisi tutmayan ,hayatını tekerlekli sandalyede sürdüren ve tüm bunlara rağmen ömrünü Filistinin özgürlüğü gibi kutlu bir davaya adayan Şehit Ahmed Yasını tanımıyor musunuz ? Onu gördüğünüzde hiç utanmıyor musunuz ? Felçli ve tekerlekli sandalyeye mahkum altmış kusur yaşlarında ki insanı füzelerle katleden İsrail’le , onun hamisi ve suç ortağı ABD ile  birlik olmaya çağırmak yüzünüzü hiç kızartmıyor mu ?

 Kendinize hep işbirlikçileri örnek alacağınıza birazda dünyevi menfaatleri ellerinin tersi ile bir kenara atmış önder Müslümanları örnek alın. Hep zalimlerin yanında zelil bir şekilde görev verilmesi bekleyeceğinize onların karşısında izzetli bir direnişin mücadelesini verin.

 Amerikanın Büyük Ortadoğu Projesinin bel kemiğini Müslümanların din algısının yeniden düzenlenmesi ve İslamin kendilerine muhalif söylemlerden arındırılmasıdır. Türkiye ve Ortadoğu da ki halklarına rağmen iktidarı dolayısı ile güçü ellerinde tutan egemenler her zaman kendi din anlayışlarını ile toplumu ve devleti şekillendirmek istemişlerdir. Şimdi bunu daha geniş ölçülerde Amerika yapıyor. Burada İhsan Eliaçık’ın İslam dünyasında ki din algısının nasıl değiştiğine dair tespitini vurgulamak faydalı olabileceğini umuyorum.“Türk/Selçuklu yükselişi ile birlikte doğal olarak dengeler yine değişti. Bu kez Nizamülmülk öncesi Abbasi/Fars unsurlarının dayandığı gruplara cephe aldı ve Eşariliği himaye ederek yükselişini sürdürdü. Çünkü Esarilik anti-Mutezili ve sonraki dönemlerde Gazali’de anti-Şii/Batını ve anti-Felfefi bir duruşa sahiptiler. Nizamülmülk için bunları himaye etmek demek, önceki Abbasilerin ve rakip Fatimilerin dayandığı ideolojiyi ve çökertmek demekti.Yeni siyasi güç kendi argümanları ,uleması ve söylemleri ile geliyor ve eskiyi bertaraf ediyordu” (3)

 Bu cümlelerden anlaşılacağı gibi her egemen güç yada egemenlik iddiasında bulunan devletler kendi din anlayışlarını hakim kılmak istiyorlar. Abbasilerden Selçuklulara oradan da Osmanlıya gecen İslamin logomatif gücü ile birlikte kendi din anlayışları da egemen olmaya başladı. Yine İslam tarihi bizlere siyasi mücadelelerin din algıları ile iç içe olduğunu göstermiştir. Din algısı bu mücadelenin bazen öncüsü iken bazen de sonuçu olmuştur. Günümüzde ise Amerika kendi hegomonyasını devam ettirmek için aynı geçmişte İslam devletlerinin yada siyasi-itikadi görüşlerin kendi aralarında ki mücadelelerinde olduğu gibi ikiyüz yıldan itibaren yeniden kendine gelen öze dönüşü ve İslamin yeniden egemen olması önceleyen direngen din anlayışının yerine Ilımlı İslam adı altında kendi kontrolunde , yine kendi menfaatleri çatışmayan bir İslam tasavvurunu enpoze etmeye çalışıyor.

 BOP, Amerikanın soğuk savaş sırasında kominizmin yayılmasını önlemek için ortaya koyduğu Yeşil Kuşak Projesinin farklı bir versiyonudur. Projedeki farklılık Yeşil Kuşağın Müslümanların dışında, düşman ilan edilen kominizme karşı planlanmışken BOP tek kutuplu dünyada Amerikan emperyalizminin devamı ve onun Ortaduğu da ki suç ortağı İsrailin güvenliği için düşman ilan edilen İslama karşı yine İslamın kullanılmasıdır. Yanı bu proje ile Müslümanları birbirlerine kırdırılmaya çalışılmaktadır. Belki şuan Ilımlı İslam söylemleri ile bunu akademik- kültürel alanlarda teorik bir çalışma olarak görsek te geçmişten gelen tecrübeler bunların iç savaşlara dönük ,İslam toplumlarını kendi yapay sorunları ile uğraştırarak emperyal güçlerin kendi çıkarlarını devam ettirmek halinde tezahür edebileceğini söyleyebiliriz. Ürdün Kralı Abdullah’ın “Bizler ılımlı müslümanlar , aşırılara karşı ayağa kalkmalıyız. “ cağrısı bu bağlamda değerlendirildiğin de şer üçgeninin neler hedeflediği daha kolay anlaşılacaktır.

 Akif Emre, yirminci yüzyılın başlarında  İngilizler Osmanlı topraklarını parçalamak için Arap milliyetçiliğini körükleyerek  birkaç aşiretin ayaklanmasını "köle bir halkın özgürlük mücadelesi” şeklinde aksettirilmesini söylerken (5) BOP ile oluşturulmak istenen yeni kimliklerin İslam toplumlarına vaat edilenlerin hiç birini getirmeyeceğini vurguluyor. BOP ile Arap milliyetçiliğinin yerini Ilıman İslam ve “demokrasi ve özgürlük” kavramları almış bulunuyor.

 Yeşil kuşak bir bumerang gibi şimdi Amerika’yı vuruyor. BOP ise askeri bir strateji olmanının dışında herhangi bir değişiklik göstermezse başarı şansı yok. Askeri güçü ile Ortadoğu’ya yön vermek ise ancak  Amerikanın kendi sonunu hızlandıracak bir süreçtir. İslamın kendi içinden çıkan farklı görüşler bile tüm İslam aleminde bir tahakküm kuramamışken dış patentli ve zorla bir anlayışın başarı şansı sıfırdır. Bu proje Müslümanların zulme olan refrekslerini ve karşı duruşlarını artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

 Diyanet İşleri Başkanı ve başında bulunduğu kurum ise böyle bir projede görev alarak çok büyük bir hata yapıyor. Çünkü kazanan taraf asla Amerika ve yandaşları olmayacaktır. Bu güne kadar tutmayan İslamin dizginlenmesi mayası bundan sonra asla tutmayacaktır.Zulme karşı direnmenin onurunu ve izzetini tüm hücrelerinde hisseden muvahhid Müslümanlara esaret boyunduruğu vurmak imkansızdır.Zafer direnen ve hayatlarını Rablerine adayan İslamin ve Müslümanların olacaktır.

Güney UZUN

26.03.2004

* Bu yazı Haksöz Dergisinde Yayınlanmıştır.

 Dipnotlar

      1-     01.03.2004 –Zaman Gazetesi – Ali H.Aslan

2-    02.02.2004 - Milliyet - Derya Sazak - Bardakoğlu ile Söyleşi

3-    İhsan Eliaçık - İslamin Yenilikçileri Cilt I - Söylem Yayınları

4-     18.02.2004 -Zaman Gazetesi - Dr.Nihat Ali Özcan

5-     16.03.2004 -Yeni Şafak- Akif Emre

 
< Önceki   Sonraki >

Kitap Tanıtımı

Anketler

Obama Sonrası Değişen Bir Şey Var mı?
 

Bir Şiir

 

Kanla Kirlenmis Evrak

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda.
Asklarim, inançlarim isgal altindadir
tabutumun üstünde zar atiyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamistir
topraga sokuldugum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklasinca kumlar ve çakil taslari
geçmis günlerimi asagilamaktadir.

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda.
Ve rüzgar burusturuyor polis raporlarini
kadinlar fazlasiyla günaha giriyorlar
bazi solgun gömleklerin çözük dügmelerinden
çelik tirpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satirlari arasinda.
Gece arsizca kükrüyor pasli beyninde sehrin
küfre yaklastikça inancim artiyor.

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan
saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda
acilar çekebilecek yasa geldigim zaman
aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim.
Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin
basindan baslayabilirim.
 

İsmet Özel


 

Direniş Adalet Özgürlük

Yalnız Sana İbadet Eder
Yanlız Senin Önünde Eğiliriz

Ziyaretci Durumu

Ziyaretçiler

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol