İslami Direniş

 

TEVHİD  ADALET ÖZGÜRLÜK

 

 

Dergilerden

Yaşasın Küresel İntifada

Kafire Mermi Verme

Resim Galerisinden

basortusu226_20070830_1170820936.jpg
Alevi Kimliği Tartışmaları E-posta

Türkiye de konuşulması, tartışılması hassas konuların başında Alevilik ve Aleviler geliyor. Değişik zamanlarda ve nedenlerle gündeme gelen bu konu son günlerde iki şekilde yeniden gündeme geldi. Birincisi İzmirli bir işçinin nüfus cüzdanındaki din hanesini “Alevi” şeklinde değiştirmek için yargıya başvurmasıyla birlikte başlayan ve “Alevilik İslam dışında farklı bir din mi dir ? “ şeklini alan tartışmalardır. İkincisi ise özellikle Türkiye’nin AB sürecinde müzakere için tarih verilmeden önce AB tarafından açıklanan İlerleme Raporunda yer alan Alevilerin ve Kürtlerin azınlık oldukları şeklindeki açıklamalardır.

Alevi Kimliği Tartışmaları

Türkiye de konuşulması, tartışılması hassas konuların başında Alevilik ve Aleviler geliyor. Değişik zamanlarda ve nedenlerle gündeme gelen bu konu son günlerde iki şekilde yeniden gündeme geldi. Birincisi İzmirli bir işçinin nüfus cüzdanındaki din hanesini “Alevi” şeklinde değiştirmek için yargıya başvurmasıyla birlikte başlayan ve “Alevilik İslam dışında farklı bir din mi dir ? “ şeklini alan tartışmalardır. İkincisi ise özellikle Türkiye’nin AB sürecinde müzakere için tarih verilmeden önce AB tarafından açıklanan İlerleme Raporunda yer alan Alevilerin ve Kürtlerin azınlık oldukları şeklindeki açıklamalardır.

Anadolu Aleviliğinin oluşmasındaki faktörler ve kurumsallaşması süreci bu dergide daha önceden incelenmişti.[1] Bu nedenle benzer şeyleri tekrarlamadan yukarı dile getirilen iki tartışmadan yola çıkarak  Aleviler adına konuşan tarafların kimler olduğunu ,neyi temsil ettikleri, ne tür siyasi-ideolojik düşüncelere sahip oldukları konusunda bilgi paylaşımına vesile olmayı amaçlamaktayız.

“Alevilik İslam Dışıdır” Açıklamasının Alevi Kesimdeki Yansımaları

Hatırlanacak olursa nüfus cüzdanındaki “İslam ” yerine “Alevi”  ibaresi konulması isteği ile başlayan ve Alevi-Bektaşı Kuruluşları Birliği Federasyonu Başkanı Ali Doğan’nın “ Alevilik İslamın dışındadır” çıkışı ile Aleviliğin ortaya çıkış nedenleri , tarihsel seyri ve günümüzdeki Alevilerin düşünceleri üzerine bir tartışma başladı. Ali Doğan ,Aleviliğin İslamdan binlerce yıl önce de var olduğunu söyleyerek öncelikle Orta Asya da Şamanizm, Zerdüşlük, Manhaizm gibi inançlardan etkilenerek oluşuğunu ve son şeklini almasında Yahudi, Hıristiyan ve İslamın etkisinin olduğunu dillendirdi.[2] Bu tartışmaların olduğu sırada Alevi-Bektaşı Birlikleri Federasyonu ile Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonun Ankara da gerçekleştirdikleri toplantıdan sonra yayınlanan bildiride AB İlerleme Raporundaki Alevilikle ilgili vurgu olumlanıyordu. Cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilip yasal statüye kavuşturulması istenmekteydi.Alevi çocuklarının zorunlu din dersi alması uygulamasının kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilmesi, Alevi inanç ve kurumların anayasal güvence altına alınması, kimliklerdeki din hanesinin kaldırılması da bildiride yer alan diğer talepler arasında bulunuyor.[3]

 Aleviliğin İslam dışı olduğu söylemlerine Cem Vakfı Başkanı  Prof. İzzettin Doğan karşı çıkarak “Bu iddiaları Ali Doğanın kulağına fısıldayan diyanet ajanıdır. Amaçları da Alevileri anti patik göstermek, Alevi-Sünni çatışmasına çanak tutmak yada Alevilerin Diyanetten almaları gereken payın önünü kesmektir. Alevi İslamın Hz. Ali gibi yorumlayan Alevilik ise Türk kavimlerinin İslamı algılama ve uygulama biçimidir.” [4] şeklinde karşı tavır sergiledi. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu  Alevilikle ilgili tartışmalara katılarak “öncelikle Diyanete yönelik eleştirilere cevap veriyor ve Diyanetin bir devlet, kamu kuruluşu olduğunu hatırlatıyor. Bardakoğlu, Diyanetin Sünni bir din politikası uygulamadığını belirterek Aleviliğin karşıtının da Sünnilik olamayacağını ifade ederek Aleviliğin karşıtının Emeviler olabileceğini  söylüyor. Aleviliği İslam kültürü içinde bulunan bir tarikat veya kültürel eğilim olarak tanımlayan Bardakoğlu , Aleviliğin mezhep sayılamayacağını, ancak Anadolu da ki kültürel bir eğilim olabileceğini ifade ediyor. Bardakoğlu laik ve demokratik bir devlette vatandaşların tarikat ve mezheplerine göre ayrıştırılmasından da kaçınılmasını sözlerine ekliyor.[5] 

Alevilikle ilgili tartışmalara araştırmacı Reha Çamuroğlu ise farklı bir boyuttan kayılarak “ Aleviliğin İslam dışıdır çıkışının altında Almanya da toplanan din vergisinden pay alma hevesinin var olduğunu öne sürüyor. Çamuroğluna göre bu vergi 7 milyar mark tutarında ve Almanya hükümetince bloke edilmiş. Çünkü Müslümanları temsil eden kurum yok. Aleviler bu iddiayı ortaya atarak kendilerini ayrı bir din olarak lanse edip bu paranın üçte birini almanın hesabını yapıyorlar.[6] Burada bir parantez açıp bazı Alevilerin toplanan vergilerden Diyanete giden kısmının Alevilere verilemesi talepleri ile Eşitliklerle yüzleşmek adına Diyanete giden vergilerin Alevilere iade edilmesi[7] taleplerinin real ve tutarlı olmadığını ifade etmeliyiz. Rejimin laik görüntüsüne vurgu yapanlar belli bir inanç çevresinin devletten parasal destek almasını önermekte. Kaldı ki iade edilecek vergiler hangi vakıf ve derneklere gideceği ve dağılımın nasıl ve hangi kriterlere göre yapılacağı konuları cevapsız kalmaktadır. Tabii burada sormak lazım Diyanet aldığı vergileri hangi İslam anlayışının yaygınlaşması ,kök salması ,hangi kurumların ömrünün uzaması için kullanıyor? Müslümanlar acaba Diyanetin Türk İslamını, Devlet İslamını, Laik din anlayışını benimsiyor ve katkıda bulunmak istiyorlar mı? Laik bir kurum olan DİB Alevileri temsil etmediğini söyleyenler DİB Müslümanların büyük kısmını temsil ettiğine nasıl karar veriyorlar ?  Alevilerle ilgili ödedikleri vergilerin onlara iadesini talep edenlerin tutarlı olması için tek taraflı değil bütüncül,tutarlı ve ilkeli çözüm önerisi sunması gerekmektedir.

 Aleviliğin İslam dışı olduğunun söylendiği tartışmaya farklı yaklaşan tek Reha Çamuroğlu değil. Sevilay Yükselir Habertürk te çıkan “Müslüman gibi değilim Aleviyim” başlıklı yazısında ,Aleviliğin bambaşka bir inanç sistemi olduğunu söyleyerek Allaha ulaşmada değişik yolların olduğunu, bu yollara saygı duymak gerektiğini belirtiyor. Aleviliği İslamla bağdaştıranlara ise “ Aleviliğin hangi kuralı yada şartı İslamla bağdaşabilir” diye sorarak namaz yerine semahın, cami yerine cemevinin olduğunun altını çiziyor. Olayın duygusal yönünü de ihmal etmeyen Yükselir, Alevi olduğu için kız verilmeyen, gelin alınmayan binlerce gencin hayallerinin yıkıldığını söylüyor. [8] Ancak yazar olayın bu duygusal boyutunda “Sünni”  kesimdeki gençlerin kalp acılarını unutmuş gözüküyor. Ayrıca yazının içerisindeki “cesur”  çıkışları başlıktaki “gibi” bağlacı biraz bozuyor.  

Alevi araştırmacı Cemal Şener, Alevilikle ilgili tartışmalara katkıda bulunarak “Aleviliği İslamiyetin dışına itme art niyetli değilse bilgisizliktir. Alevilik İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır. Kuran-i Kerim de beş vakit namaz yada cami de ibadet yoktur. Bunlar sonraki dönemlerde konulmuştur” [9] diyor. Şener’in görüşleri bunlarla sınırlı değil. Cemal Şener’e göre “Aleviler Kurtuluş savaşında M.Kemal’i desteklemiştir. Oysa Osmanlı Hanedanı ile Şeraitçiler vatana ihanet etmiş ve emperyalistlerle beraber olmuşlardır. Bu yüzden şeriatçiler Alevilerin Atatürkçü olmalarından rahatsızdırlar. Bu anlaşılırdır. Ancak kendilerini “ilerici” , “sosyalist”,anti-emperyalist” ve “Kürt Solu” olarak görenlerin Alevilerin Atatürkçü olmalarından rahatsızlık duymaları izaha muhtaçtır.”  Şener daha sonra Lenin, Stalin, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Fidel Castro ve Abdullah Öcalan’dan alıntılar yaparak Atatürkçülükle sosyalizmin çatışmadığını dile getiriyor.[10] Bilindiği gibi M.Kemal 1919 da Hacıbektaş’ta Alevi dedelerini ziyaret etmiş. Bunun sonucu aleviler M.Kemal’ı desteklemeye ikna olmuşlardır. Ancak M.Kemal benzer ziyaretleri Aleviler dışındaki (Sunni denilen) tarikatlara da yapmış ve desteklerini almıştır. Alevilerin asıl Kemalist devleti desteklenmeleri kurulan devletin laik- seküler bir yaklaşımı benimsemesi ve devrim kanunları ile İslam dışı bir görünüm almasından sonra olmuştur.[11]

 Yukarıdaki alıntıdan hemen,Cemal Şener’in anti-emperyalist olduğunu düşünmeyelim. Çünkü birazdan okuyacağınız cümleler onun Amerikan emperyalizmine bakış acısını ve düşünce ufkunu bizlere resmedecektir. Şener 2001 yılı 29 Ekim kutlamalarını televizyon ekranlarında seyrederken öncelikle Anıtkabirdeki coşkulu (!) kalabalığı tasvir ediyor. Sonra aynı ekranlarda ABD’nin Afganistan’a saldırısını canlı yayında izliyor. Amerikan bombaları ile öldürülüp özgürleştirilen (!) binlerce masum çocuk, kadın, yaşlı insanın zihninde oluşturduğu acıma duygularına karşı bir mekanizma geliştiriyor. Ona göre şeriatçiler çağdaş ve medeni dünyayı yok etmek istiyorlar ve ABD’nin Afganistan işgali şeriatçi teröre (!) karşı kaçınılmaz bir mücadeledir. İşte bu yüzden yüz binlerce masumun ölmesi doğallaşabilir. İşte bu yüzden Irak’ın işgal edilmesi için bu medeni dünya yalanlarla kandırılıp yerle bir edilebilir. Bu şeriatçilere dünyayı dar etmek için Filistin’i duvarlarla örerek masum insanlara helikopterlerden bomba yağdırıla bilinir, tekerlekli sandalyedeki bir adamım bedeni paramparça edile bilinir, evleri başlarına yıkılır öyle mi ? Şener, Katil Bush’un Sezere 29 Ekim için gönderdiği kutlama mesajındaki  “Türkiye’nin 11 Eylülden sonra Amerikan saldırganlığına vermiş oldukları destekten dolayı minnettar olduğunu” sözlerine bir katkıda bulunarak Amerikanın başlattığı teröre karşı savaşı ilk 78 yıl önce M.Kemal’in keşfettiğini ve şeraitçilerle mücadele etmek için Cumhuriyeti kurduğunu dile getiriyor.[12]

 Ali Balkız ise Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin başkanlığına seçildikten sonra amaçlarının “Aleviliğin İslamiyetin içerisinden çekilerek yozlaşmasına ve asimilasyonuna karşı durmak” olduğunu ifade ediyor.Aleviliği ise bir kültür, yaşam ve felsefe biçimi olarak görüyor. Derneklerinin faaliyetlerinin Türkiye’nin laikleşmesi ve demokratikleşmesine yönelik olacağının altını çiziyor.[13] Derneğin bir mezhebin savunucusu olmadığını,Aleviliği de bir din, mezhep veya tarikat olarak görmediklerini ,akıl ve bilimin öncülüğünde emekten yana bir mücadele sürdüklerini vurguluyor.

 Alevi dedesi Mustafa Güvenç , Ali Doğan'ın, “Alevilik İslam dışıdır.” şeklindeki açıklaması ile ilgili olarak Doğan'ın çelişkiler içinde bulunduğunu ve sözlerine itibar edilemeyeceğini belirterek Aleviliğin İslam'ın Türkmen yorumu olduğuna vurgu yapıyor. Güvenç  “Son yıllarda Aleviliği asimile etmek isteyen, kaşıyan, siyasi rant elde etmeye çalışan bazı kesimler oluştu. Aleviliği İslam'ın dışında göstermek bu kesimlerin işine geliyor. Geçen Eylül'ün 26'sında İstanbul Lütfi Kırdar'da 20 bin kişinin katıldığı bir cem töreni yapıldı. Burada asimilasyona karşı Aleviliğin ve cem töreninin nasıl yaşatılması gerektiğini gösteren uygulamalar yapıldı. Buradaki amaç, yanlış bilgilendirme ve ajitasyona karşı Alevi İslam'ını doğru anlatma faaliyetiydi. İşte bazı çevreler bundan rahatsız olup, Aleviliği İslam'ın dışında gösteren cümleler sarf etme gereği duydu.”[14] diyerek Aleviliği İslam dışında göstermek isteyenlerin farklı siyasi amaçlar güttüklerini ve bu amaçları doğrultusunda Aleviliği kullandıklarının altını çiziyor.

 Hz. Ali ve İslam Alevilerin Turnusol Kağıtları

 Yukarıda değişik kesimlerden farklı kalemlerin ve şahısların “Alevilik İslam dışıdır.” şeklindeki açıklama ile ilgili olarak düşünceleri vermiş olduk. Buradan da anlaşılabileceği gibi tartışma genelde Alevi kesimin kendi içerisinde gerçekleşti.

 Yine bu tartışmalarla birlikte genel olarak beş tür Alevilik anlayışının olduğunu gördük. Bunlardan birincisi “Sol Alevilik”. Aleviliğe  ateist ve ideolojik (sol) argümanlarla yaklaşan ve Aleviliği bir kültür biçimi, hayat felsefesi şeklinde algılayan kesim. Pir sultan Abdal Kültür Derneği ve çevresini bu yaklaşıma örnek verebiliriz. Anadolu Aleviliğinin isyancı yüzünü öne çıkartarak dinsel argümanlar yerine emek, sosyal adalet söyleriyle sol bir dünya görüşünü dillendiriyorlar. İkincisi Aleviliği Şamanizm den unsurlar taşıyan din olarak görenler. Bu ikinci grup içine girebilecek şekilde Aleviliğin Zerdüştlükten çıktığını iddia eden Kürt Kökenli  yazarları da ekleyebiliriz.Bu gruba da “Etnik Alevilik” diyebiliriz. Alevilerin Müslümanlaşmış Ermeniler oldukları ve Ermenilerle aynı ırktan  geldikleri ,kılıç zoruyla Müslüman oldukları,Hıristiyanlıktaki baba-oğul-kutsal ruh üçlemesi ile Alevilerdeki Allah-Muhammed-Ali üçlemesinin benzer olduğu , Hz.İsa’nın Hz.Ali’ye büründüğü söylemleri misyonerler tarafından kullanılmaktadır.[15] Üçüncü olarak yeni bir akım olarak ortaya çıkan “Alisiz Alevilik” anlayışıdır.Bu yaklaşım ile Faik Bulut’un “Alisiz Alevilik” isimli kitabıyla ilgili aşağıda daha geniş bilgi vermeye çalışarak dördüncü Alevi anlayışının yukarıda Cemal Şener örneğinde olduğu gibi Alevilikle Atatürkçülüğü birleştiren uslusal bir Alevilikten bahseden düşüncenin olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlayış ehlileştirilmiş ve rejim tarafından zamanı geldiğinde kullanılmak üzere yedekte tutulan bir durumu da ifade ediyor. Burada Cem Vakfını ve İzzetin Doğanı da zikretmek gerekiyor tabii. “Ulusal Alevilik” şeklinde tasnif edebileceğimiz bu düşünce içerisinde Cem Vakfı diğer Alevilerin aksine Diyanetin kaldırılması yerine Alevi Diyanetinin kurulmasını ve Alevilerin yeni yapılanmayla Diyanet bütçesinden (devletten) pay almasını talep ediyorlar. Diğer Aleviler tarafından resmi ideolojiye yakın olarak görülüyorlar. Hatta Cem Vakfını devletin Aleviler içerisindeki uzantısı olarak değerlendiriyorlar.[16] Osmanlıda Alevilerin devlete isyanlarını öne çıkartarak muhalif bir söyleme katkıda bulunanlar olduğu gibi o dönemlerde devletle dirsek teması içine giren, iyi geçinen Alevilerden söz edilerek devletçi bir kimlik oluşturmak için tarihsel veriler kullanılmaktadır. Son olarak ta “Ehlibeyt Aleviliği” şeklinde isimlendirebileceğimiz  Alevilik içinde Ehlibeyt vurgusunu yapan, Aleviliği İslamın içinde gören ve Aleviliği Şiaya yakın gören anlayıştır. Ehlibeyt Vakfı bu düşüncenin temsilcilerindendir. Ancak Ehlibeyt Vakfı ve bu düşünceye sahip kesimler diğer Aleviler tarafından Aleviliği Siileştirmekle itham edilmiştir.[17]

 “Alisiz Alevilik” tezlerinin temsilcisi bu isimde kitap yayınlayan Faik Bulut. Çoğumuz bu ismi televizyon ekranlarında İslam, Müslümanlar yada Ortadoğu ile ilgili tartışmalarda bilir kişi , uzman (!) olarak konuşmalarından yada çıkardığı benzer sözlerinin kaleme aldığı kitaplarından tanıyoruz. Faik Bulut Aleviler arasında da yankı bulan ve çok tartışılan kitabında ,“ Hz. Ali Alevi değildi. Sünniydi… O camide namaz kılarken öldürüldü. Hz. Ali Aleviliğe olumlu bir katkı sağlamamıştır… Alevilik fikriyatı Alisiz ve Ehli Beyt’siz başlamıştır. Mezapotamya ise Alevi fikriyatının ilk ocağıdır” gibi görüşlere yer veriyor. Tabi ki Faik Bulutun bu tezlerine Aleviliği İslam dışına çekmek isteyen çevreler katılıp destek veriyor.Faik Bulutun bu kitabında dile getirdikleriyle hem Ali Doğana destek vermiş oluyor, hem Ali Balkız ve çevresi gibi Aleviliği bir kültür ve felsefe biçimi çeklinde görüp buradan hareketle laik ve emekten yana bir faaliyet sürdükleri söyleyenlere bir katkıda bulunuyor . Aslında Faik Bulutun “Alisiz Alevilik” söylemi ile eskiden İttihatcıların İslami belirleyici öğe olarak kullanmak istemeyen ,Türkçülüğün bile din dışı yorumlarını öne çıkartan ve Alevileri eski Türk inancının bugünlü temsilcileri olduğu tezleri örtüşmektedir.[18] Tabii burada ister sağ ister sol olsun Alevilerin büyük bir kısmının milliyetçi açmazlarla dolu olduklarını görürüz. Temel tezlerinin bir yerinde ya Türk Şamanizmine yada Kürt Zerdüştlüğüne dair argümanlar vardır. Son olarak AB sürecinde Türkiye de gayri-müslimlerin azınlıklarla yetinmeyip etnik olarak Kürtleri ve inançsal olarak ta Alevileri azınlık şeklinde lanse etmeye çalışan çevrelere de katkıda bulunmuş oluyor. Bilindiği gibi AB bu tür çalışmaları Türkiye yerelinde sürdürmeleri için bazı çevrelere önemli maddi-manevi katkılarda bulunmaktadır. Bu bağlamda Alisiz Alevilik yada Aleviliği İslamdan soyutlama çalışmaları AB ile uyumlu bir şekilde sürmektedir. Yakın bir zamanda “ AB Aleviliği ” teriminin Türkiye de daha çok telafuz edileceğini söyleyebiliriz.

 Müslümanlar ve  Alevilik Kimliği

 “Allah’a  davet eden, doğruları yapan ve “Ben Müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır? ”  [19] 

 “Alevilik Türk Kitlelerinin anayurtlarından göç etmeleri sırasında ve son olarak geldikleri Anadolu da karşılaşmış bulundukları dinsel ve kültürel akımlarla anlaşıla bilinir. Anadolu Alevîliği senkretizm [20] sonucunda oluşmuş bulunan heterodoks[21] bir din algılamasıdır”. Bu Alevilik tanımı ; tarihsel ve sosyal koşulların doğal bir sonucu olarak, kitabi olmaktan çok sözlü geleneğe dayalı, eski inançların ve mitolojinin İslâmî şekiller altında yaşamağa devam ettiği bir din anlayışıdır.” [22] Bu tanımlama Alevilerin diğer tanımlamalarına göre gerçeğe daha yakın görünmektedir. Bu tanımlamalardan yola çıkarak Aleviliğin kökenini Sünni- Şia bölünmesinde aranamayacağını da ifade edilmektedir. Bu bağlamda Alevilerin tarihsel seyrini incelerken Şia-Ehli Sünnet ayrımından daha çok Safevi – Osmanlı siyasi mücadelesini bakmak gerekmektedir.

 Bu tartışmalar göstermektedir ki Türkiye deki Alevilerin en iyi ideolojik duruşa sahip olanları bile Kemalizim’den kendilerini arındıramamışlardır. Ayrıca T.C Devletini Sünni bir devlet olarak görmek gibi bir hataya düşmektedirler. Türkiye deki Müslüman halkı Ehli sünnet (Sünni) olarak görmekle (ki halkın din algısı da tartışılır) T.C yi  Sünni mezhep devleti olarak görmek farklıdır. Bu bağlamda Diyanet İşleri Türkiye de yaşanan İslamı temsil etmemekle beraber muhalif bir söyleme sahip Müslümanlar tarafından kabul edilen ve referans alınan bir kurum değildir. Bunun böyle olduğunu görmek için bu dergi de çıkan Diyanet ve uygulamaları ile ilgili bir çok yazıyı okumak yeterlidir. Devletin bekası için İslam dinini ve sembollerini kullanması ise devleti İslam devleti yapacak bir uygulama değildir. Kaldı ki rejimin DİB kaldırmamasının yada Alevilerle ilgili yasal düzenleme yapmamasının ardında yapılacak değişikliklerden   İslamcıların yararlanabileceği düşünce ve rejimin “irtica” tehdidine karşı İslamı denetim altında tutma isteği yatmaktadır. Bu bağlamda karşılıklı kullanma kullanıma stratejisi ile siyasi partiler ve Alevi grupları kendilerini belirli kalıplara sokmuşlardır. Siyası partilerin Alevilere verdikleri sözleri yerine getirmemesinin bahanesi olarak bazı Alevi kesimler “yapılacak değişikliklerin şeriatçilere yarayacağı, rejimin laik rengine zarar vereceği” savunması öne çıkartılmıştır. Rejim noktasında kaypak zeminde duranlar politik mücadelelerin de “bazı Müslüman kesimlerin”  uyguladığı popülist, günlük, siyasi ve ekonomik ranta dönük pratiklerinin benzerini sergilemekten geri durmamışlardır.

 Alevilikle- Sünnilik iki taraf değildir. Yanı belli bir diyalog ve fikir alış verişi ortamı olacaksa bunun taraflarında biri Sünnilik olamaz. Alevilik İslam ile karşılaştırılmalıdır. İslam dini kendi referanslarını belirlemiştir. Bunlar ise temel kaynağımız olan Kur’an-i Kerim ve onun pratiğini temsil eden Hz. Peygamber (sav) örnekliğidir. Bu bağlamda İslam- Alevilik üzerine olaylara mezhepsel bakmayan, düşüncelerine belli ketler vurmayan kişi ve zeminlerde temel referanslar ışığında diyalog geliştirilebilir.

 Sivas ve Gazı Mahallesi olaylarından sonra ivme kazanan Türkiye’de ki Alevi Hareketinin tahlilinden ise ; toplumsal yapının bir kısmını değiştirmek istediğinden reformcu, topyekun bir değişimden yana olmadığından devrimci olmayan, modernleşme sürecini olumladığından modernleşmeci, aynı zamanda Anadolu kültürüne bağlılıktan bahsettiğinden gelenekçi bir karaktere sahiptir.[23] Kitabı olmaktan çok geleneksel bir inanç sistemine sahip Alevilerin moderleşmeci karakterleri hem Türkiye de hem de Avrupa da çabuk dejenere ve asimile olmalarına neden olabilmektedır. Yine devrimci olmayan her hareket gibi eklemci bir görünüm arzedip ulusal, sol vb. hareketlerin içerisinde kimlikleri ile ideolojileri arasında uzlaşma çabasını sergiledikleri görünmektedir. Dindar Müslüman Kürtlerin Kürt Solu hareketi içerisinde bulunmaları gibi.

 Bazı kesimlerin Alevilerin İslamlaşmasından rahatsız oldukları doğru. Eğer bu zorla (yanı Alevi köylerine zorla camii yaptırılması vb.) ve baskı ile yaptırılıyorsa buna karşı çıkılması Müslümanlar açısından da zorunludur. Çünkü Allah hak ile batılı birbirinden ayılarak hangi dini (inanç sistemini, yaşam tarzını) seçmemiz noktasında bizleri hür bırakmıştır.[24] Kaldı ki bu baskı kendini laik bir devlet olarak gören ve hiçbir İslami renge tahammül edemeyenler tarafından yapılıyorsa bu hem laikliğin din üzerindeki belirgin niteliği ile “devlet dini” oluşturması çalışmalarını deşifre ediyor hem de rejim açısında da bir çelişkiyi içeriyor. Ayrıca Alevilerin İslamlaştırılması yada asimilasyonundan bahsederken Ali Şeraitinin deyimi ile İnsanlar hangi dine çağrılıyorlar ? Aleviler, Fravun ve Nemrut gibi kendilerini yeryüzünün İlah ve Rableri ilan etmiş günümüz müstekbirlerinin düzenlerinin devamı için taze kan olmaya mı çağrılıyorlar yoksa Hz. Musa, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed (sav) gibi yeryüzünden kullara kulluğu kaldırıp Allahı birleyip yalnızca ona kulluğa , tevhide, adalete çağırıyorlar. Yeryüzünde tevhidi ve adaleti önceleyen Kurani çağrı asla egemenler tarafından yapılacak bir çağrı metni değildir. Alevilerin fert yada kitlesel olarak İslama geçmelerinden rahatsız olanlar eğer Aleviler kendi inançlarını yeryüzünü sömüren, işgal eden, kan gölüne çeviren Amerikan- İngiliz- İsrail şer üçgenine karşı direnmeye , “Küresel İntifadayı” kuşanmaya , emperyalistler ve yerli işbirlikçileri ile mücadele etmeye çağrılıyorsa bundan kim gocuna bilir? Bu dönüşümden hoşnut olmayanların safları bellidir. Bizler en azılı düşmanlarının bile hidayete erip İslam olmasını ,Müslüman olmasını isteyebilecek bir içtenliğe sahipken aynı mahallede yaşadığı, her gün gördüğü, ahlaklı, erdemli, dürüst, kalpleri kurtuluşa aç insanların Müslüman olmasından sevinmesinden daha doğal ne olabilir ?

 Yukarıdaki bakış açılarından çıkartabileçeğimiz ve Nuray Mertin de vurguladığı başka bir duruş farklılığı ise kendi özgürlük alanlarını genişletmek isterken bunu hep kendilerinin karşıtı gördükleri kesimlerin (Onlara göre Sünni kesim) özgürlük alanlarını daraltmak ve kısıtlamak şeklinde dillendirmeleri. Nuray Mert “Aleviler ,Sünniler çoğunluk diye,her taleplerini, Sünnilere  yüklemek biçiminde ifade etme alışkanlığından vazgeçmedirler. Alevilerin kendilerine dönük özgürlük alanını genişletmek talebi, hep Sünnilerin alanını daraltma talebi ile birlikte geliyor. Örneğin İHL kapatılmasına destek veriyorlar. Sünnilerin hegomanya kurduklarını ifade ediyorlar. Ancak Sünniler gündelik hakları bile kısıtlanan bir çoğunluktur. Aleviler yeri gelince resmi ideoloji ile birlikte davranıyorlar. İslamı modernize etme yönündeki resmi gayretlerin arkasında Alevileri görüyoruz” [25] diyerek bazı Alevi kesimlerinin siyasi (ideolojik) duruşlarında ki tezatlara dikkat çekiyor. Bu tezatların biride Alevilerin rejimin laikliğine yoğun vurgu yapmalarına rağmen Laik bir devletten beklenmemesi gereken talepleri dillendirmeleri. Bunlar içerisinde Aleviliğin anayasal güvence altına alınması, cemevlerine yasal statü sağlanması gibi istekler bulunuyor. Kaldı ki yukarıda Müslüman çoğunluğun en temel hakkı olan başörtüsü ve kendi dinleri öğrenme isteklerine destek vermeyip rejim yanında yer alanların anayasal talepleri bir çelişkiyi içerisinde barındırıyor.

 28 Şubat 1997 darbesinden bir yıl önce bir kısım Alevi örgütünün zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılması, Kur’an Kurslarının MEB bağlanması, İHL diplomalarının kamuda geçerli olmaması gibi talepleri ile darbecilerin aldığı topyekun savaşa dair kararları benzerlik teşkil etmekteydi.[26] 1998’de Avrupa’da ki Aleviler yayınladıkları bildirgede bilinen isteklerinin yanında Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasını öngören yasaklamanın Alevilerin Cemevlerine uygulanmamasını, gerici İslamin desteklenmemesini, şeraitçi kamu çalışanlarının işten çıkarılmasını isteyen talepler vardı. İHD nın 28 Şubat sürecinde ibadet özgürlüğüne dair söylemleri bazı Alevilerin bu dernekten uzak durmasına neden olmuştur.[27]  Bu şekilde davrananlar o günlerde Mazlumder den rahatsızlık duyarak ortak eylemliliklerden de çekilmişlerdir. Bunun benzerlerini son yıllarda değişik sebeplerden dolayı sol ve Müslümanların ortak platformlarında Özgürder’in İslami Kimliğinden rahatsızlık duyarak menfi tavır takınmalarında görebiliriz.

Aleviler açısından yanlış bulduğumuz siyasi duruşları İslami kesimde de görüyoruz. Bunlardan en belirgin olanı ise “Alevilik Hz. Ali yi sevmekse Bizde Aleviyiz” şeklinde ki açıklamalardır. Burada öncelikle bazı Alevilerin belirtiği gibi Alevi olgusunu kabullenememenin belirtilerini görüyoruz. Bu düşünce tarzıdır ki zorla Alevi köylerine camiler yapılmasına neden olmaktadır. Bu açıklamalarda ki diğer bir yanlışlık ise “kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma”  şeklinde özetlenen bir durumdur. Yanı evrensel Kuranı hükümleri red edip bazı sembollere sarılarak kendilerini ifade edenleri eleştiriyor , bir sembolü yada hükmü kabul etmekle , parçacı, sentezci anlayışlarla Müslümanlığın olmayacağını söylüyor ,Kurandan ,Hz. Peygamberden ve Hz. Ademden beri süren Tevhidi mücadeleden örneklerle İslami Kimliğin nasıl olması gerektiğine vurgular yapıyorsak sırf “Hz. Ali yi sevmekle Alevi olunmayacağını” iyi kavramalıyız.,Aleviliğin çıkışını , tarihsel seyrini ve şuan büründüğü görünümü iyi anlamadan popilist, pragmatist ve karşındakini yok sayan bir anlayışı terk etmeliyiz. Bu yaklaşımı genelde politikacılarda görmekle birlikte İslami kesiminden de bu tür yanlış değerlendirmeler ve tanımlara rastlamaktayız. Olaylara, kişi ve gruplara mezhep taassubu ile yaklaşmayı terk etmeliyiz. Osmanlının her yaptığını onaylayan, temel referans sayan muhafazakar, gelenekçi anlayışlardan sıyrılmalıyız.

 Son olarak faklı inançların kutsallarına sövmemeyi, aslı astarı olamayan kulaktan duyma ve maksatlı uydurma sözlerle insanları ve inançlarını karalamamayı Kur’an-i Kerim bizlere emretmektedir [28] Kendisini İslam dairesi içerisinde bir yerlerde görenleri zorla bu dairenin dışına atmayı birinci vazife saymak yerine “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz rabbin kimlerin kendi yolundan saptığını , kimlerinde doğru yolda olduğunu en iyi bilendir” [29] ayetinin ışığında bir tavır sergilemeli üzerimize düşen tebliğ görevini yerine getirmeliyiz.

Güney UZUN

Haksöz Dergisi / 166-167. Sayı


[1] Yılmaz Çakır ,Anadolu Aleviliğinin Teşekkülü , Haksöz Dergisi 158-159. Sayı ile Yılmaz Çakır , Anadolu Aleviliğinin Oluşumuna Etki Eden Faktörler , Haksöz Dergisi 153 sayı

[2] Zaman Gazetesi, 01.10.2004

[3] Alevilerden Hükümet’e Çağrı , www.ntv.com.tr , 11.10.2004

[4] M.Kınalı’nın  Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ile Röp. Bu İddiayı Savunmak Zırcahillik, Hürriyet  ,01.10.2004

[5] Şamil Tayyar’ın Prog.Ali Bardakoğlu ile Röp, Alevilik,İslam Dışı Değildir ,06.10.2004 Yeni Şafak ve Hürriyet , 07.10.2004

[6] Alevilik Rant Amaçlı mı Kullanılıyor ?  06.10.2004 Sabah

[7] Dilek Kurban, Eşitlik ile Yüzleş(me)mek, Birikim Dergisi, Aralık 2004

[8] Sevilay Yükselir - Müslüman gibi değilim Aleviyim , www.haberturk.com ,08.10.2004

[9] Balçiçek Pamir’in Cemal Şenerle röportajı , Alevilik İslamin Farklı Yorumudur, Sabah, 04.10.2004

[10] Cemal Şener – Atatürk, Aleviler , Sol- www.karacaahmetsultan.com

[11]Harald Schürler, Aleviler ve Sosyal Demokratların İttifak Arayışı Örgütleri, Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik, syf 157, İletişim Yayınları 2001- İstanbul

[12] Cemal Şener –Cumhuriyet, Taleban, Türk Dünyası İnanç Önderleri Kongresi – www.karacaahmetsultan.com

[13] Julide Kalıç’ın Ali Balkız ile röportajı, Hırsızların karşısında ezilenin yanındayız , Evrensel, 14.02.2000

[14]Ahmet Dinç , Marksistler, Alevileri hep kullanmak istedi, Zaman Gazetesi , 09.10.2004.

[15] İbrahim Bahadır,Aleviliğe Milliyetçi Yaklaşımlar ve Aleviler Üzerindeki Etkileri, Birikim Dergisi, Aralık 2004

[16] Ruşen Çakır -Yolunu Arayan Alevilik yazı dizisi 6 – Milliyet – 20.08.2001

[17] Kervan Dergisi- sayı 67. Nisan 1998

[18] İbrahim Bahadır,Aleviliğe Milliyetçi Yaklaşımlar ve Aleviler Üzerindeki Etkileri, Birikim Dergisi, Aralık 2004

[19] Fussilet Süresi 33.Ayet

[20] Senkretizm, bağdaştırmacılık anlamında kullanılmaktadır. Bu, birçok dinsel ve kültürel unsurların, bağdaşmasını, içinde barındırmasını ifade eder.

[21] Heterodoksi terimi, sosyal siyasal ve dinsel üç ayrı cepheden oluşur. Heterodoksi, kabul edilmiş din anlayışına karşıt, aykırı bir din anlayışını ifade eder. Heterodoksi siyasi iktidarın desteğinden yoksundur ve çevrenin din anlayışını temsil eder.

[22] Ali Yalman- Alisiz Alevilik Olur mu ? – www.alevibektasi.org

[23] Harald Schürler, Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik, syf 138, İletişim Yayınları 2001- İstanbul

[24] Bakara süresi 256. ayet

[25] Nuray Mert – Aleviler ve Sünniler , Radikal ,17.08.2004 

[26]Harald Schürler, Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik, syf 144, İletişim Yayınları 2001- İstanbul

[27]Gottfried Plegemann , Türkiye’de İnsan Hakları Örgütleri, Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik, syf 390, İletişim Yayınları 2001- İstanbul

[28] En’am Süresi 108. Ayet

[29] Nahl Süresi 125. Ayet

 
< Önceki   Sonraki >

Kitap Tanıtımı

Anketler

Obama Sonrası Değişen Bir Şey Var mı?
 

Bir Şiir

 

Kanla Kirlenmis Evrak

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda.
Asklarim, inançlarim isgal altindadir
tabutumun üstünde zar atiyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamistir
topraga sokuldugum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklasinca kumlar ve çakil taslari
geçmis günlerimi asagilamaktadir.

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda.
Ve rüzgar burusturuyor polis raporlarini
kadinlar fazlasiyla günaha giriyorlar
bazi solgun gömleklerin çözük dügmelerinden
çelik tirpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satirlari arasinda.
Gece arsizca kükrüyor pasli beyninde sehrin
küfre yaklastikça inancim artiyor.

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan
saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda
acilar çekebilecek yasa geldigim zaman
aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim.
Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin
basindan baslayabilirim.
 

İsmet Özel


 

Direniş Adalet Özgürlük

Yalnız Sana İbadet Eder
Yanlız Senin Önünde Eğiliriz

Ziyaretci Durumu

Ziyaretçiler

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol