İslami Direniş

 

TEVHİD  ADALET ÖZGÜRLÜK

 

 

Dergilerden

Yaşasın Küresel İntifada

Kafire Mermi Verme

Resim Galerisinden

basortusu161_20070830_2004423519.jpg
27 Mayıstan 27 Nisana Darbe Geleneği ve Savrulan İslami Kimlik E-posta
İhtilalci ,darbeci gelenek yüzeli yıldır bu coğrafyada devam etmekte. İttihat ve Terakki kadrolarından cumhuriyete kadar süren bu silahlı ve bürokratik güç kendisini ülkenin asıl sahibi olarak görmekte ve egemenliği üzerinde herhangi bir tartışmaya izin bile vermemektedir. Ordu, Askeri vesayet düzeninin değişmemesi için muhtıra verip ,aba altından sopa göstererek darbe ile tehdit etmektedir. Rejimi ve devleti sahiplenmeyen muhaliflere göre devletin bu güçlerin olmasının bir realite olarak kabul edilmesi de gerekir. Rejim ve devlet onlarındır ama onlar bunun dışında halkın, bizlerin de teba olarak onların olduğunu, beynimizi, inancımıza da sahip olduklarını kabul etmemizi istemektedirler. Birileri bu isteklere seve seve evet diye bilir. Ancak insan onuruna, Allaha kulluğa aykırı olan bu isteğe birileri de hayır der. Biz bu firavunca istekleri peşinen red ediyoruz. 27 Mayıstan 27 Nisana Darbe Geleneği ve Savrulan İslami Kimlik 

İhtilalci ,darbeci gelenek yüzeli yıldır bu coğrafyada devam etmekte. İttihat ve Terakki kadrolarından cumhuriyete kadar süren bu silahlı ve bürokratik güç kendisini ülkenin asıl sahibi olarak görmekte ve egemenliği üzerinde herhangi bir tartışmaya izin bile vermemektedir. Ordu, Askeri vesayet düzeninin değişmemesi için muhtıra verip ,aba altından sopa göstererek darbe ile tehdit etmektedir. Rejimi ve devleti sahiplenmeyen muhaliflere göre devletin bu güçlerin olmasının bir realite olarak kabul edilmesi de gerekir. Rejim ve devlet onlarındır ama onlar bunun dışında halkın, bizlerin de teba olarak onların olduğunu, beynimizi, inancımıza da sahip olduklarını kabul etmemizi istemektedirler. Birileri bu isteklere seve seve evet diye bilir. Ancak insan onuruna, Allaha kulluğa aykırı olan bu isteğe birileri de hayır der. Biz bu firavunca istekleri peşinen red ediyoruz.

 

28 Şubat Post-modern darbesinin en önemli sloganlarından  biri “sürecin binyıl sürse de devam edeceği” idi. Yine Darbeci paşalardan biri “cumhuriyeti kurmak için on üç milyon insanın öldüğünü ,sürdürmek için gerekirse bir on üç milyon insanın kanının akmasından çekinmeyeceklerini” söylüyordu. Türkiye de her on yılda bir darbe yada muhtıra olur diye bir genelleme vardı. Bu 28 Şubattan sonra periyot olarak sabitlendi gibi. 1997 den sonra 2007 de ülke yeniden bir muhtıra ile karşı karşıya kaldı.

 

28 Şubattan sonra kimse artık bu devirde darbe yada  muhtıra olmaz diyordu. Ama 2007 de post-modern darbenin onuncu yılında “e-muhtıra” ile karşılaştık. E-muhtıra söylemi bile aslında askerin sert  müdahalesini biraz yumuşatmak için kullanılan bir taktik olarak görünmeli. Muhtıra başarılı olmuştur. Erken seçime gidilmiş, cumhurbaşkanı seçtirilmemiş, yıllardır birleşemeyen partiler bir anda birleşmiş, askeri vesayet daha koyu bir şekilde hissedilmeye başlanmıştır. TSK artık sivil uzantıları olan ADD, ÇYDD ve ulusalcı derneklerle halk desteğini, Kanaltürk ve Cumhuriyet gazetesi gibi medyası ile ,YÖK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi yargı kurumları ile ve kökleşmiş bürokratik kadroları ile toplumsal bir tabanının olduğunu göstermenin yoluna gitmektedir.  Bu AKP nın ABD ve AB tarafından desteklendiği bir konjektürde birilerine ,marjınal olmadıklarının ,kendilerinin milyonlarca destekçilerinin olduğunu, bu ülkede iş tutulacaksa bunların kendileri olması gerektiğinin mesajı verilmek istenmektedir. Bu süreç STK denen kurumların aslında hem yasal hem de zihinsel olarak devletten bağımsız olmadıklarını ve “Sivil” yerine “Silahsız” kelimesi ile adlandırmanın daha doğru bir tanımlama olduğu gerçeğini göstermiştir. [1]Türkiye de STK lar devletin güdümünde hareket etmektedir.[2]

 1997 den 2007 ye kadar dünyada hangi ülkelerde darbeler olmuş diye merak ettiniz mi ?. Hemen sıralayalım. Türkiye, Pakistan, Fildişi Sahili, Ekvador, Orta Afrika Cumhuriyeti, Sao Tome ve Principe, GineBissau, Haiti, Togo, Ekvador, Moritanya, Tayland. [3]  Aslında bu sıralama ile Türkiye’nin hangi “muasır medeniyet” liginde olduğu da anlaşılıyor. Yine bu tabloya bakmak bile Türkiye deki egemenlerin bizleri hangi ülkelerin halkları ile bir tuttuğunu, o halkların başına gelenlerle aynı kadere reva ve layık gördüğünü de göstermekte.

 Bu Cumhuriyetin Asıl Sahipleri Kim ? 

Her darbe, rejimin kendi zindeliğini bizlere göstermek için kullandığı bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Rejim, tüm hantallığı, tüm tutarsızlığı ve köksüzlüğüne rağmen kendi kurduğu devlete ve oluşturduğu ulus kimliğine karşı duyarlı ve aktif bir savaş sürdürmektedir.  Darbecilerin “demokrasiden” çok cumhuriyetten bahsetmeleri ,özgürlükler yerine “laik yaşam tarzının” tehdit edildiğine vurdu yapmaları , “siyasi iktidarın devlet iktidarını ele geçirmek istemesi” gibi bir “tehlike” ile karşı karşıya kalındığını düşünmeleri Türkiye de bu halkın kanını emen, bizlerin emeğimizden, bizlerin korkularından beslenen oligarşik bir zümrenin olduğunu göstermektedir. Bu devletin asıl sahipleri bu devleti kuranlardır. Ordu yada silahlı güç kendi devletini kurmuş ve sonrasında jakoben bir zihniyetle  şekil vermeye çalışmıştır. Bu durumda devletin orduya ait olduğunu ,darbelerin ve muhtıraların iplerin kimde olduğu gerçeğinin altının çizilmesi olarak vurgulanması gerekir.  

Muhtıra Karşısında Savrulan Sol

 Muhtıraya karşı en önemli tepki ESP tarafından verilmiştir. ESP “ne darbe ne şeriat” ikileminin sol tarafından tutarsızlığını dile getirerek darbecilere karşı tavır almış, darbe sonrası Çağlayan Mitingine katılmama çağrısı yapmıştır.[4] 28 Şubattan tanıdığımız TKP ise bilindik tavrında kademe atlayarak bu sefer direk muhtıra-darbe savunuculuğu terfi etmiş, ,muhtıranın “meşruiyet” değerlendirmesinin yapılmaması gerektiğini söylemiştir. [5] Halkevleri TKP ile aynı söylemi dillendirerek darbecilere karşı herhangi bir söz söylemeden AKP ye yüklenmiş ve “tüm halk gösterilerine katılacağını” ifade ederek aslında darbecilerin organize ettiği Cumhuriyet Mitinglerine katılma çağrısı yapmış ve katılmıştır.[6] Soldan yazar ve sanatçıların içerisinde bulunduğu  iki yüzün üstünde imzalı bir bildiri yayınlayarak muhtıraya karşı gecikmiş ve metinsel bazı sorunların olmasına rağmen bir ses çıkarılmıştır. [7] Bunun dışında başta DTP ve EMEP olmak üzere diğer sol oluşumlardan ciddi bir ses çıkmamış olması ise düşündürücüdür.  

Darbe ile Yeniden İmtihan olmak 

Muhafazakar ve sağ kalem erbabı muhtıra sonrası askere karşı en ufak bir söz söylemez iken sucu AKP ye atıp ,“hırsızın suçsuz olduğunu” ilan ettiler. AKP ye yeni secimde cehresini değiştirmesi için akıl verenlerden, eşinin başının açık bir cumhurbaşkanı adayı ile yeniden meclise gitmesini ,derhal erken secime gidilip bu krizden kurtulmanın yollarını arayıp, ortamı daha fazla gerecek açıklamalardan kaçınmasını tavsiye ettiler Darbeye karşı tavır alanlardan bazılarını ABD ve AB’nın de karşı çıktıklarını öne çıkartarak bir şeyler söylemeleri başka bir tutarsızlık örneğidir. ABD’nın AKP’yı desteklediği ,AB’nın üyelik süreci açısından AKP ye destek verip ,askerin rolünün diğer AB devletlerindeki seviyeye düşürülmesi isteklerinin muhtıra verenlere ve destekçilerine hatırlatıldığını görmekteyiz. Bu çerçevede olayı değerlendirenlere sormak lazım; ABD ve AB darbe heveslilerini desteklese ne yapacaklar? İslami kesimin eli kalem tutan yazarlarına baktığımızda muhtıra karşısında ilk saatlerde ve günlerde adeta şoke olmuş bir durumları vardı. Muhtıraya karşı tavır almak yerine sessizliğini koruyanlarla beraber ,AKP’nın ortamı yatıştırması gerektiğini [8],askerin ekonomiyi gözeterek muhtırayı piyasaların kapandığı Cuma gecesi yayınladığını dışında ordu hakkında ve askeri vesayet hakkında tek kelime etmeyenlere [9] karşın en önemli itirazlar Nazlı Ilıcak, Hasan Cemal ,Hasan Celal Güzel gibi kalemlerden geldi ve  İslamcı kalemlere karşın daha dik bir duruş  sergilediler. Bu suskunluk Hükümet sözcü Cemil Çiceğin basın açıklamasına[10] kadar sürdü. Hükümetin muhtıraya karşı bir nebzede olsa karşı duruşundan sonra muhtıra karşısında İslami kesimden muhalif sesler duyulmaya başlandı. Genel olarak 27 Nısandan sonra ki yazılara baktığımızda muhtıra karşısında halkın iradesinden bahsedilmekte ,ordunun, askerin yine bizim olduğu vurgusunun yapıldığını görmekteyiz. Yine özellikle sağ ve  İslamcı kesimde ABD ve AB  nın muhtıra karşısında AKP hükümetini desteklediğinin altını çizmeleri “denize düşen yılana sarılır” atasözünü hatırlatmakta. Irak, Filistin gibi konularda ABD ve AB politikalarını eleştirenlerin ,ABD nın demokrasi ve özgürlük gibi kavramlarla uzaktan yakından alakasının olmadığının ,amacının emperyal sömürü düzenini devam ettirmek olduğunu yazanlar ve dillendirenler adına tezat bir durumu meydana çıkarmaktadır.  Darbe, muhtıra ortamlarında rejime kendimizi düşman göstermemek, onların korkularının yersiz olduğunu ,Kurtuluş Savaşı destanları, Çanakkale efsaneleri dillendirerek beraber savaşıp cumhuriyeti beraber kurduğumuz gibi söylemler ise farkı bir savrulma örneğidir. “1921 ruhu” söylemlerinin hem tarihi bir gerçeklikten uzak hem de karşı tarafın kayla bile almadığı birer sığınma psikolojisi olduğunu görmemiz gerekir. Kaldı ki bu tür bir yaklaşım kendi devrimci- muhalif geleneğimizin inkarı ve ideolojik olarak bir kafa karışıklığını da beraberinde getirmektedir.  Milli Gazete muhtıra haberini  iki-üç gün hiç gazetelerinde yayınlamamış ,deve kuşu gibi kafayı kuma sokarak gülünç duruma düşmüştür. Hatta bir yazarlarının bildiri metnin yazarı olmadığına karşın savunmasında Genelkurmaya girip geldiğini ama muhtırayı yazmadığını ifade etmesi, Milli Gazete gibi akredite sayılmayan bir gazetenin yazarının Genelkurmayla ne tür bir ilişkisi olduğu sorularını akla getirmiştir.  Yine sinek küçüktür ama mide bulandırır misali Haydar Baş ve partisinin muhtırayı “ ordunun bir tembih ve ikazi” [11]şeklinde ifade etmeleri ise tam bir uşaklık ,kişiliksizlik örneği olarak not edilmesi gereken bir durumdur. TGTV’nın muhtıra  açıklama ise kendi içerisinde bir çok sorunları beraberinde taşımakta ve İslami bir duruş yerine sağ-sığınması bir kimliği gözler önüne sermektedir.[12] Bizim kutlu doğum haftamıza karışmayın, çünkü bakın bizde sizin 23 Nisanınızı çoşku ile kutluyoruz söylemi ne kadar gerçekçidir. Duyarlı aileler çocuklarını 23 Nisan törenlerinde kaçırmanın yollarını aramıyor mu ? Dini bir pazarlık konusu edinenlerin yerildiği bir Kitabın varislerinin Kurani bir tavır ortaya koyması gerekirdi. Yüzden fazla kurumun içinde bulunduğu bir üst organizasyonun  muhtıraya karşı bir salon basın toplantısının düzenlenmesi ise tepkinin dozunun yetersizliğinin başka bir örneğidir.  Türkiye de ki tevhidi İslami çevreler de muhtıraya karşı suskunluk olduğu görünmekte. Vakıf ve dernekler açıklamalarında muhtıraya karşı “halkın iradesine” ,“meclise ve seçimle gelen vekillere” saygı duyulması gerektiğinin altını çiziyorlar. Muhtıra  karşısında tavır sergileme işini AKP hükümetine havale ediyorlar. Muhtıraya karşılık 22 Temmuz seçimlerini gündeme getirip, oy sandığı ile darbecilere karşı oluşlarını göstereceklerini düşünmekteler. Yine bilinen klasik bir tavır olarak nefretle beraber içine kapanık, mücadelenin hiçbir şeklinin işe yaramayacağı düşüncesinin var olduğunu görmekteyiz. Muhtırayı ve darbe destekçilerinin gücünü küçümsemek ise başka bir hatalı durumdur.  Şuan aynı 1946 seçimleri öncesinde yaşanan bir kırılmayı yaşamaktayız. Tek parti rejiminin baskıcı, otoriter, dine karşı saldırgan tutumuna karşı DP ile sistem içine çekilen zamanın dindar kitleleri gibi şimdide başörtülü bir cumhurbaşkanı ,dindar bir hükümet, muhtıra ve darbe korkusuna karşı AKP saffında olmaya çağrılmaktayız. Seçimler sanki halkın gerçek iradesini temsil ediyor muş gibi “halkın iradesi” kutsallaştırılmaya çalışılmakta. Meclisin kurumsal kimliği bir anda içselleştirilmek ,sorunların ve sorunlarımızın çözümünün tek mercii olarak lanse edilmektedir. Cumhurbaşkanı olacak kişinin eşinin başörtülü olmasının o makamın tartışılmazlığını ve kabullenişini de beraberinde getirildiği gözden kaçırılıyor.  Aslında hem iktidar hem de cumhurbaşkanlığı makamlarının üzerinde yapılan tartışma sığ bir atmosferde cereyan ediyor. Çünkü rejimin kendisi tartışılmadan ,o rejimin birer memuru olan kişilerin tayın olayı tartışılıyor. Buradan şu sonuca da varılmak istenmekte. Aslında  devlet ve rejimde bir sorun yok. Onu idare edenlerde sorun var. Bu yüzden idare etme makamlarına bizler gelirsek her şeyi düzeltiriz. Bu mantık ise bizleri yanı muhalif kesimleri daha da sistem içerisine çekip, öğütmekten başka işe yaramıyor. 1946 dan 2007 ye kadar ki sürede dindar çevrelerin gittikçe sağ, devletçi ve rejimi sahiplenir hale gelmesi sürecine karşın ayrışan ve tevhidi bir çizgiye gelen  İslami çevrelerin kazanımları AKP süreci ile tersinden geriye doğru gitmektedir.   

Bayrak Fetişizmi 

Bunun en güzel örneğini bayrak, marş gibi ulusal sembollerin içselleştirilmesinde görmekteyiz. Tevhidi ,Kurani çizgiden yeniden gelenekselciğine doğru kayanlar, ideolojik olarak da ayrışmaları gereken rejimin simgeleri konusunda tevillere giderek kavram ve sembollere İslami değerler atfedip ,kullanmakta sakınca görmüyorlar. Cumhuriyet mitinglerinde bayrağın mitleştirilip fetiş haline getirildiğine tanıklık ettik. Bu mitinglerin olumlu bir yönlerinden birinin laik-Kemalist kesimin ne kadar örgütlü ve nicel-nitel olarak da azımsanamayacak bir değer ifade ettiğini göstermesidir. Diğer bir olumlu yönü ise bayrak ve marşın asıl sahiplerinin kimler olduğunu göstermiştir. Burada oluşan bir saflaşma vardı ve Laik-Kemalist kesim kendi sembolleri ile meydanlarda idi. Onların kendilerine seçtikleri bayrak birilerinin üzerine dini-ilahi motiflerle süsleyip kutsadıkları ay yıldızlı bayraktı. Şimdi özellikle İslami duyarlığa sahip kesimlerin kendileri eğer sembollerle ifade edeceklerse ay yıldızlı bayrağın temsil ettiği saffı iyi değerlendirmeleri gerekmektedir. Bir gösteridekilerin ulusalcı mı yoksa İslamcı mi olduğunu ayırt etmek sembollere bakarak zorlaşmaya başlamıştır. 

Kendi Putlarını Yiyen Cahiliyenin Çağdaş İzdüşümü :Anayasa ve 367

 Cumhurbaşkanlığı seçimleri bizlere çağdaş cahiliyenin kendi yaptıkları kanunları nasıl isteklerine göre evirip ,çevirdiklerini ,yazılı kitaplarının aslında hiçte bir bağlayıcılığının olmadığının, kendi menfaatleri gereği tevillerinin yapıldığını , kişiye göre değişebilirliğini ve asıl önemlisi anayasa denen şeyin İslami duyarlığa sahip kişi ve kurumlara karşı rejimin kullandığı ve dokunulmazmış gibi sunduğu bir yasaklar kitabı olduğu anlaşılmıştır.  Ayrıca yine anayasanın değişmez, değiştirilemez denen, yine özellikle Başörtüsü yasağı savunucuları için anayasaya aykırılık iddiaları ve Anayasa Mahkemesinin Başörtüsü yasağı kararlarının artık birer tabu olmayacağı ,bunların aslında rejimin birer oyunu ve baskı ve yasakçılığına hukuksal kılıf olarak sunulduğunu görmemiz gerekir. İşte bu yüzden bizler anayasaya ve meclis iradesine bağlılık ve saygı söylemleri yerine aslında her ikisinin de sözde olduğunu ,birer aldatmaca olduğunu ifade etmemiz gerekir. Bizler İslami kimliğimizin gereği yaşama alanlarımız konusunda ki yasaklara karşı mücadele sürecimizi kendi referanslarımız ve muhalif kimliğimizle şekillendirmeliyiz.  

Darbelere Karşı Mücadele Geleneği Oluşturmak Gerekir 

Muhtıra ve ordu destekli Kemalist mitingler den kendimiz için bazı şeyler de çıkarmamız gerekir. Kemalist kesimin laik-batılı yaşan tarzlarını korumak, rejimin sahipleri olduğunu, kendi rejimlerine ve ideoloji diyebileceğimiz Kemalizme sahip çıkmak adına organize bir şekilde, kararlı, nitel olarak neye karşı çıktığını bilen, nicel olarak örgütlüğüne bakarak önemli bir kitleselliğe sahip olduğunu görmemiz gerekiyor. Artık “birkaç kokana” deyip geçemediğimiz bir karşı saflaşma vardır. Onlar kendi yaşan tarzlarına (dinlerine) sahip çıkışlarına bakıp kendimizin dinimiz ve kimliğimiz noktasında ders çıkarmamız gerekiyor. Hem örgütlülük hem de nitelik hem de davalarına sahip çıkma noktasında karşımızdakine  bakarak kendimize çeki düzen vermemiz gerekir. Bizlerdeki bireyselleşmeye, ibadetten başlayarak itikad ve siyasi bilince kadar ki savrulmalara dur deyip, İslami kimliğimize daha fazla sahip çıkmamız gerekmektedir. Muhtıra ve darbelere karşı mücadele etmesi gerekenler AKP ,iktidar yada liberal ,demokrat çevreler değildir. Muhtıra AKP ye değil bizlere verişmiştir. Bizlerin değerlerine ,İslami kimliğimize karşı bir saldırı girişimidir. Buna karşı İslami muhalefet geleneğini sürdürmek isteyenlerin tavır alıp karşı durması gerekir. Darbe geleneğine karşı direniş geleneği oluşturmak ve bu geleneği rejimin ve sistemin çarklarından uzak tutmak bizlerin misyonu ve görevi olmalıdır.



[1] Nokta Dergisinin Ordunun bazı STK ları organize ettiği  haberlerini ve Özden Günlüğünü hatırlamamız yeterlidir

[2] Sol ve İslamcı Muhalefetin kendilerine STK yakıştırmasını kabul etmemeleri gereğini vurgulamak gerekir.

[3] Umur Talu- Bu mu dur Yanı – Sabah Gazetesi – 02.10.2006

[4] Ne Şeriat Ne Darbe Yanılgısı – Atılım Gazetesi

[5] www.tkp.org.tr

[6] www.halkevleri.org.tr

[7] 09.05.2007 - www.savaskarsitlari.org

[8] Fehmi Koru- 27.Nisan.2007 – Tv Kanallarından ki değerlendirmeleri

[9] Ali Bulaç - 27.Nisan.2007 – Ntv de ki değerlendirmeleri

[10] Bu Açıklama muhtırayla muhatap kalan diğer hükümetlere göre daha olumlu bir karşı duruş olduğunun hakkını vermek lazımdır.

[11]  05.05.2007 – Oyuna Gelme Vatandaş – www.btp.org.tr

[12] TGTV Basın Bildirisi – 05.05.2007

 
< Önceki   Sonraki >

Kitap Tanıtımı

Anketler

Obama Sonrası Değişen Bir Şey Var mı?
 

Bir Şiir

 

Kanla Kirlenmis Evrak

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda.
Asklarim, inançlarim isgal altindadir
tabutumun üstünde zar atiyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamistir
topraga sokuldugum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklasinca kumlar ve çakil taslari
geçmis günlerimi asagilamaktadir.

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda.
Ve rüzgar burusturuyor polis raporlarini
kadinlar fazlasiyla günaha giriyorlar
bazi solgun gömleklerin çözük dügmelerinden
çelik tirpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satirlari arasinda.
Gece arsizca kükrüyor pasli beyninde sehrin
küfre yaklastikça inancim artiyor.

Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan
saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda
acilar çekebilecek yasa geldigim zaman
aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim.
Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin
basindan baslayabilirim.
 

İsmet Özel


 

Direniş Adalet Özgürlük

Yalnız Sana İbadet Eder
Yanlız Senin Önünde Eğiliriz

Ziyaretci Durumu

Ziyaretçiler

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol