Kendi hafızamı zorladığımda bugüne kadar hiçbir Ramazan ayında baş aktörü medya olmak üzere bu ülkede Müslümanlara yönelik bir saldırının, bir karalamanın olmadığını hatırlamıyorum. Özellikle 28 Şubat döneminde bir çok Ramazanı bizlere zehir ettiklerini hepimiz hatırlarız. Şimdi AKP iktidarı, Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte, anayasa hazırlıklarının hız kazandığı bir süreçte Kemalist oligarşinin öncü gücü medya 28 Şubat provaları yapmakta, ortamı yeni bir gece yarısı muhtırası için hazırlamaya çalışmakta. Mahalle baskısından kaynaklanan bir darbe, bir muhtıra olursa hiç de komik gelmeyecektir bize. Medya başta olmak üzere oligarşinin asıl derdi İslam iledir, İslam fobisidir.
Kendi hafızamı zorladığımda bugüne kadar hiçbir Ramazan ayında baş aktörü medya olmak üzere bu ülkede Müslümanlara yönelik bir saldırının, bir karalamanın olmadığını hatırlamıyorum. Özellikle 28 Şubat döneminde bir çok Ramazanı bizlere zehir ettiklerini hepimiz hatırlarız. Şimdi AKP iktidarı, Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte, anayasa hazırlıklarının hız kazandığı bir süreçte Kemalist oligarşinin öncü gücü medya 28 Şubat provaları yapmakta, ortamı yeni bir gece yarısı muhtırası için hazırlamaya çalışmakta. Mahalle baskısından kaynaklanan bir darbe, bir muhtıra olursa hiç de komik gelmeyecektir bize. Medya başta olmak üzere oligarşinin asıl derdi İslam iledir, İslam fobisidir.
Baskı ne ve asıl baskıcılar kim? İnancından dolayı üniversitelere başörtülü Müslümanları almayanlar, bazı yerlerin kamusal alan ilan edilip başörtülülerin buralara girmesini yasaklayanlar asıl baskıcıdır. İnancından dolayı askerlik yapmak istemeyen Enver Aydemir’i aylardır hapsedenlerdir baskı uygulayanlar. Kirli savaşta ölen oğulların başörtülü analarının medya önünde ellerini öpen, ancak oğullarının düğünlerinde dahi garnizonlara girmeyi yasaklayanlardır baskı yapanlar.
Paşadan yardım istemek için bilmediği Türkçe ile konuşması şart koşulanlara yapılandır baskı. Her sabah Kürt, Arap çocuklara “Ne Mutlu Türküm” diye ant içtirenlerin yaptığıdır. Türklüğü doğruluk, çalışkanlık ile bir tutanlardır. “Ne mutlu Türküm” demeyenleri vatan haini yapanların söylemleridir asıl baskı.
Üniversite yemekhanesinde orucunu açmak isteyen başörtülü öğrencileri iftar vakti kovan zihniyettir baskıcı. Kur’an-ı Kerim öğrenmeleri için yaz kurslarına ilkokulu bitirmeyi şart koşanlardır. Kur’an’ı cumhuriyetin ilk yıllarında yasaklayanlardır. Ezanı yıllarca Türkçe okutanlardır. Din kültürü derslerinde din adına Kemalizm aşılayanlardır. Baskı, rejimin resmi din dayatmasıdır, tek merkezden okunan hutbelerdir. Baskı, dini sahih bir şekilde anlatan imamların sürülmesidir. Baskıcı, okulları tek-tip insan yetiştirme seraları görenlerdir. Milli Güvenlik dersleriyle kışla düzenine hazırlık yaptıranlardır. Üniversitelerde Kemalist-ulusalcı kadrolaşma yapanlardır. Üniversiteleri özel güvenlikçiler ve polislerle kışlaya çevirenlerdir. Uzaklaştırma ve okuldan atılmalarla baskı uygulayanlardır.
Ticaretle uğraşanları renklere bölenlerdir. Sermayelerinden aldıkları güçle ülkeyi sömürenlerdir asıl baskıcı. Kapitalist yaşam ve tüketim kültürünü bize dayatanlardır. Gençlere televizyon ekranlarıyla pop starlar, futbol yıldızları, televole kültürü empoze edenlerdir. Kendisi gibi düşünmeyenleri yargısız infaz eden, çamur at izi kalır mantığıyla karalayan medya organlarıdır. Şeriata, Kur’an’ın ahkam ayetlerine küfreden, dalga geçenlerdir. Müslümanları irticacı, yobaz, gerici diye yaftalayanlardır. Karşısındakini ötekileştirip düşman gösterenlerdir.
Eşi başörtülü, kendisi dindar diye birilerinin bazı mevkilere gelmesini veto edenler, 367 formülü geliştirenler, anayasayı işlerine geldiği gibi kullananlardır. Genelkurmay Başkanı’na, Kenan Evren’e dava açtıkları için savcıları görevlerinden ihraç edenlerdir asıl baskıcı olanlar. YAŞ kararları ile eşleri başörtülü ya da kendileri dindar oldukları için ihraç edilenlere yapılan uygulamadır asıl baskı. Ülkeye sadakatin Kemalizm’e sadakatle ölçülüp, hiyerarşi içerisinde ilerlemenin bu sadakate bağlanmasıdır asıl baskı. Baskı BÇG’dir, andıçlardır, özel harp dairesidir, psikolojik savaş taktikleridir. Baskı Susurluk’tur. Ergenokonlar, Atabeyler, Ümraniye, Şemdinli çeteleridir.
Lisede, üniversitede kızlarının okuması için zorla kızlarının başörtülerini çıkartanlar ve bu konuda şiddet uygulayanlardır baskıcı. Çalışması için başını açmak zorunda bırakılanlar, tedavi olmak için başını açması istenenler, başörtülü fotoğraf vermediği için ölen Medine Bircan, çocuğunu almaya gelip de başörtüsünden dolayı okul bahçesine alınmayanlardır asıl baskı gören. Okul dışında bile başörtülü dolaşan öğretmeni çocuklara kötü örnek olarak gören Danıştay, “Haydi kızlar okula!” deyip “Ama başınızı açmadan olmaz!” diyenlerdir asıl baskıcı.
Düşünce özgürlüğünden bahsedip her İslami kitabın ya da bir konferansın, konuşmanın içinden cımbızla kelimeler çekip haber yapan, değerlerimizle alay eden, yasakçı zihniyetlerini bize AB standartları diye yutturmak isteyenleri, bir zamanlar karşı çıktıkları 12 Eylül Anayasası’nı bazı özgürlüklerin önü açılacak diye savunanların tutarsızlıkları, savaş tamtamlarını baskı örnekleri konusunda hatırlatmak gerekir.
Müslümanların inançlarına saygısız, tahammülsüz olan kadrolar başörtüsünü ya geri kalmış, aydınlanmamış, şehirleşmemiş kadınların taktığını ya da baskı ve zorlama unsurunun söz konusu olduğunu söylüyorlar. Yani kimse düşünerek, içinden gelerek, inanarak, sırf İslami kimliğinden dolayı örtünmemektedir. Arka planında mutlaka baskı görmektedirler ya da henüz medenileşmemişlerdir, cahildirler. İşte bu bakış acısı ile baktıklarından İslami duyarlılığın artmasını ilerlemeci, akılcı bakış acıları ile ancak mahalle baskısı, anne-baba baskısı ile açıklamaktadırlar.
Mahalle en sivil, doğal yaşam alanıdır. Bu ülkede herkesin kendisi gibi olmasını isteyenlerin yaşamadıkları mahallelere, varoşlara, gitmedikleri bilmedikleri semtlere dair ahkam kesmeleri, halkın bir türlü yok edemedikleri dini inançlarının kendiliğinden oluşturduğu sosyal hayata olan kinleri, batılı, elitist, üsten bakmacı, ötekileştiren tutumları bizim sokaklarda artık iğreti durmaktadır. Ellerinde ki güçle Müslümanların inançları gibi yaşamalarını engelleyenler, kendi doğasında ilerleyen Müslümanların birbirlerine dost ve veliler olmaları, dini tebliğin, örnekliğin, hayata geçirilmesinin de önünü kesmek istemektedirler. Mahalle baskısı yapmıyoruz dedirtmek istemektedirler. Bizlerin zihinsel olarak birey kalmamızı, dininde vicdanlarda ve camilerde kalmasını istemektedirler.
Toplumda yıkamadıkları aileyi, aile bağlarını, komşuluk ilişkilerini, dinin etkisini zayıflatmak; toplumu Batılı yaşam tarzı, tüketim kültürü için hazır hale getirmeyi amaçlamaktalar.
Mahalle Baskısına Çözüm Önerimiz: F Tipi Mahalle Bu zihniyet mahalle baskısından kurtulmanın yollarını da bulur. Ancak onlara fazla düşünmeden biz bir yöntem söyleyelim; hem de çok yakından tanıdıkları bir yöntem: F tipi tecrit yöntemi! Cezaevlerindeki uygulamaları mahallelere de tatbik etsinler. F tipi mahalle imar planları hazırlasınlar. Evlerin camları olmasın mesela. Herkes farklı saatlerde sokağa çıksın, birbirleri ile görüşmeleri engellensin. Mobesa sistemleri kurulup mahalleler kameralarla izlensin. 1984 romanında olduğu gibi evlere de kameralar yerleştirilsin. Çocuklar anne-babalarını devlete ispiyonlasın. Mahalleden mahalleye geçişler kontrollü ve izne tabi olsun. İnsanların işe gidip gelişlerinde birbirleri ile görüşmemeleri için tutuklu taşıma araçları gibi otobüsler alınsın. Üç kişinin yan yana dolaşması ve konuşması yasaklansın. Yardımlaşma ve dayanışma cezalandırılsın. Çağdaş yaşamcılar, kuvvacılar sokaklarda devriye gezsin.
İşte Kemalizmin bize öngördüğü hayat: F tipi mahalle; F tipi Türkiye! Türkiye Malezya, İran olur mu Allah bilir. Ancak Türkiye Stalin’in Rusyası, Çavuşesku’nun Romanyası, Saddam’ın Irakı, Hüsnü Mübarek’in Mısırı, Mao’nun Çini, Hitler’in Almanyası, Mussoli’nin İtalyası, Pinochet’in Arjantini olmaya daha layıktır.
Güney Uzun
Haksöz Haber
02.10.2007