Ana Menü
| Anasayfa |
| Hakkımızda |
| Yazılar |
| Makaleler |
| Kitap Tanıtımı |
| Kısa Kısa |
| Duyurular |
| MultiMedya |
| Tüm İçerik |
| Resim Galerisi |
| Linkler |
| Eleştiriler |
| İletişim |
Yaşasın Küresel İntifada

Kafire Mermi Verme

Resim Galerisinden
| Kürt Sorunuyla İlgili Emekli Paşalardan Bazı İtiraflar |
|
|
Türkiye de emekli olan bazı devlet görevlileri iki misyonu ömürlerinin sonuna kadar devam ettirmiştir. Bunlardan birincisi ve en önemlisi oligarşiye her zaman akıl hocalığı yada gönüllü danışmanlık yapma misyonudur. Bunu bazen Yargıtay eski Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da olduğu gibi cumhurbaşkanı seçimi için 367 şartını ortaya atmasında, bazen de eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel gibi Çankaya da başörtülü bir cumhurbaşkanı eşinin olmaması için yasal engelin olmadığı ve bunun çıkarılabilecek bir kanunla düzenlenebileceği şeklinde “eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek” şeklinde görmekteyiz. İkincisi ise devletin günah çıkarma ayinlerinin bu kişiler tarafından sergileniyor olmasıdır. Bunun son örneği ise emekli komutanların mülakatları oldu. Kürt Sorunuyla İlgili Emekli Paşalardan Bazı İtiraflar
Türkiye de emekli olan bazı devlet görevlileri iki misyonu ömürlerinin sonuna kadar devam ettirmiştir. Bunlardan birincisi ve en önemlisi oligarşiye her zaman akıl hocalığı yada gönüllü danışmanlık yapma misyonudur. Bunu bazen Yargıtay eski Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da olduğu gibi cumhurbaşkanı seçimi için 367 şartını ortaya atmasında, bazen de eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel gibi Çankaya da başörtülü bir cumhurbaşkanı eşinin olmaması için yasal engelin olmadığı ve bunun çıkarılabilecek bir kanunla düzenlenebileceği şeklinde “eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek” şeklinde görmekteyiz. İkincisi ise devletin günah çıkarma ayinlerinin bu kişiler tarafından sergileniyor olmasıdır. Bunun son örneği ise emekli komutanların mülakatları oldu. Milliyet gazetesinden Fikret Bila eski genelkurmay başkanlarıyla yaptığı röportajları bir yazı dizi olarak yayınladı. Kenan Evren, Doğan Güreş, İsmail Hakkı Karadayı ,Aytaç Yalman ve Hilmi Özkök ile yapılan bu röportajların zamanlaması hem K.Irak’a yapılması planlanan hareket hem de DTP’nın kapatılması için acılan dava öncesine geldiği için önemliydi. Komutanlar genel olarak silahlı mücadelenin tek başına yeterli olmadığı, sosyal,kültürel ve ekonomik acılımlar da yapılması gerektiğini vurguluyorlar ve özelikle Kürtlerin sosyo-kültürel faaliyetlerine karşı baskıcı ve inkarcı tavrın yanlışlığı üzerinde hem fikir oldukları görünmekteler. Geçte olsa devlette önemli görevleri ifa etmiş paşaların hatalarını görmesi güzel bir gelişmedir. Ancak yeterli ve belirleyici değil. Şimdi paşaların açıklamalarına bir göz atalım. Emekli Paşalar Günah ÇıkartıyorKenan Evren paşalar içerisinde en çarpıcı açıklamalarda bulunanlardan. 12 Eylül de Diyarbakır Cezaevinde ki işkenceleri ve baskıları bir Devlet Başkanı olarak bilemeyeceğini ,bunun gardiyanların ferdi öç alma olayı olduğu söylüyor. PKK’nın en önemli örgütlenmesinin bu cezaevinde olması işi sıradan olmaktan ve ferdilikten çıkarıyor. Tabii eskiden de işkence olduğunu söyleyerek işkencenin bir devlet geleneği olduğunu da itiraf etmiş oluyor. Kürtçe yasağının hata olduğunu söylemesi Kenan Evren için önemli bir adım. Bu yasağı bir okulda Türkçe okuyamayan bir çocuk ve Kürtçe eğitim verilmesinden dolayı aldığını açıklıyor .Peki bu yasaktan sonra tüm Kürt halkı TRT kriterlerinde düzgün Türkçe yazıp, okumaya mı başladı? Her sorunu yasaklarla çözme geleneği darbecilerden bir miras olarak sürmekte. Kenan Evren ,Kanada ve Belçika örneklerini vererek bu ülkelerde yerel dillerin kullanıldığını söylüyor. Türkiye de buna benzer uygulamaların olabileceğinden bahsediyor. Hatta bir ileri adım atıyor ve o bölge de ki memurlarında Kürtçe bilmesi gerektiğini söylüyor. Ancak Evren Kürtçe öğrenmeyi aileye yada özel kurslara bırakmışa benziyor. Doğan Güreş de hata yaptık diyenlerden. Oda Fikret Bilaya Kürt kökenlilerin kendi dillerinde konuşmalarını ,kültürel faaliyetlerde bulunmasının bir sorun oluşturmayacağını ifade etmiş. Kendi köyünde de Çeçen asıllıların kendi dilleri konuştukları, kendi örf ve adetleriyle yaşadıklarını ancak kendilerine sorulduğunda Türk olduklarını ifade ettiklerini söylüyor. Kürtlerinde benzer şekilde davranmasını istiyor. Yani her sabah okullarda okunan antlar gibi Kürtlerinde “Türküm ,doğruyum” demesini beklemekte. Kürt ama sorulduğunda Türküm diyecek. Doğan Güreşin resmi ulus kimlik dışında gayri resmi olarak farklı etnik kimliklerin sergilenmesinin sorun olmayacağı söylemi ise sanki bir lütufmuş gibi ifade edilmekte. Bu Müslümanlara için söylenen “devlet sizin namazınıza, orucunuza mı karışıyor” gibi manüpile edici ifadelere benziyor. Devlet bir Müslüman Kürdün evinde kıldığı namaza, yada tuttuğu oraca teknik olarak müdahale edemediği gibi evinde konuştuğu Kürtçeye de zaten müdahale edemeyecektir. Müdahalesinin yada yasaklamasının imkansız olduğu şeyleri kendinin bir lütfüymüş gibi sunması göz boyamanın dışında bir şey ifade etmemektedir. Doğan Güreş hata yapan ama ulus kimlikten taviz vermeyen gruptan. Aytaç Yalman, PKK’nın 1980 öncesi fazla önemsenmediğini, sorunun başlangıç aşamasında sosyal sorunların üzerine gidilmediği ,1984’e kadar PKK’nın iyi takip edilmediği tespitlerinde bulunuyor. Yine aldıkları eğitimlerde Kürt’ün olmadığı, onların bir Türk boyu olduğu gibi detaylara giriyor. Acaba kendisi görev sürecinde ve sonrasında o eğitim sisteminin değiştirilmesi için ne yapmış? Tabii Kürt diye bir ırkı kabul etmeyince o halkla ilgili sorunların çözümü noktasında adımlarda atılmıyor. Tersine devlet askeri yöntem dışında hiçbir çözüm önerisine sıcak bakmıyor ve bu kangrenden beslenmeyi yeğliyor. Hilmi Özkök ise kendi ile yapılan söyleşide öncelikle o bölgede ki feodal yapıdan bahsediyor. Bölgenin ekonomik geriliğine ,eğitimin önemine vurgu yapıyor. Halkın ya şıhtan ya ağadan yada TSK dan yardım beklediğini söylerken feodal yapının bölgedeki aktörler tarafından kullanıldığının da işaretlerini vermekte. Yine Özkök, K.Irakta ki Barzanı ve Talibanın’ın TC tarafından bu hale getirildiğini ,fazla değer verildiğini ,K.Irak’a mal akışının eskiden asker tarafından kontrol altında tutulduğunu ,zaman zaman sevkıyatın kısılarak bölgenin ekonomik olarak kontrol altında tutulduğunu belirtmiş. K.Irak halkının, Türkiye’nin Azerbaycan yada Kıbrıs’ta ki Türkler gibi akrabaları olduğu ve bu yüzden duyarlı olmanın etik bir gereklilik olduğunu söylemesi de önemli bir gelişme. Ancak K.Iraklı Kürtler de bizim kardeşimiz derken, humanist duygularını ve kardeşlik düşüncelerini Türkiye sınırlarını aşırırken üniversitelerde başörtüsünün yasaklanmasını isteyebiliyor. Kürtlere göstermesinden hoşnut olacağımız kardeşliği ve hoşgörüyü başörtüsüne ve Müslümanlara çok görmekte. Özkök PKK gibi hareketlerin yoksul ve geri kalmış doğu dışında ki diğer bölgelerde neden çıkmadığını kendine soruyor ve bunun nedenin Kürtçülük hareketi olduğu yanıtını veriyor. Aslında burada kendi sorusu ile kendisini yalanlıyor. Ekonomik ve sosyal olarak geri kalmışlığın bir örgütlenme için yeterli olmaması karşısında neden insanlar etnik milliyetçi bir harekete sempati duymaya başlamıştır? Bunun nedeni, kuruluşundan beri devletin Türk ulus kimliğini zorla dayatması olamaz mı? Bu inkarcı politikalar karşısında kendi etnik kimliğine sahip çıkan bir hareketin doğması kaçınılmaz değil mi dir ? Peki bunun nedeni Kürtçülük müdür yoksa Türkçülük müdür ? Bölgenin Osmanlıdan beri geri kalmışlığı bilinen bir gerçek. Ancak yeni kurulan T.C.’ nin ulus-devlet anlayışı ve buna karşı her türlü karşı duruşa karşı sert, jakoben ve baskıcı tutumu İzmir’in yoksul köylerindekileri Kaz Dağlarına çıkarmıyor ama Diyarbakır’ın ,Hakkarı’nın köylülerini Gabar ve Cudi Dağlarına çıkartıyor. Değişen Bir Şey Yok. Ortodoks Kemalizme DevamPaşaların hatalarını görebilmesi için otuz beş bin insanın ölmesi, 100 bine yakının hapse girmesi, 500 bine yakınının adlı takibe alınması gerekiyormuş. Milyarlarca dolar bu kirli savaşta tanka ,topa ,silaha aktarıldı. Bu süreçte binlerce faili meçhul cinayet işlendi. Susurluklar, Şemdinliler ortaya çıktı. Çatlılar, Yeşiller yine aynı sürecin sonuçlarıydı. Peki bunca acının ,gözyaşının ,akan kanın, kaybolan maddi manevi servetin sorumluları sırf hata ettik demekle günah çıkarmış ve aklanmış mı oluyorlar? Bölge halkının kültürüne ,diline karşı daha duyarlı olmaktan bahsedenlerin silah arkadaşları Diyarbakır ve Tunceli caddelerinde “Ne Mutlu Türküm Diye” naraları eşliğinde askerler yürütebiliyor. Rejim sahipleri eski hatalardan ders almadıklarını, postal ve tank göstererek sorunların üstesinden gelineceğini göstermek istiyor. Halkı sahiplenmek ,halkın devleti kucaklamasını istemek herhalde onu korkutup korkan birinin ilk gördüğüne sarılması gibi bir senaryo ile yapılmak istenmekte. Hilmi Özkök’ün genelkurmay başkanı, Yaşar Büyükanıt’ın Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde yanı bundan 1-2 sene önce Şemdinli de kitapevini bombalandı. Şimdiki genelkurmay başkanı, bomba atan askerleri tanıdığını ve “iyi çocuklar” olduğunu söyleyerek askerine sahip çıkmıştı. Olayla ilgili soruşturma yürütüp ,iddianame hazırlayan Van savcısı görevden atılmıştı. Şemdinli olayı bile askerin olaya, bölgeye ve halka bakış açısını ele vermek güzel bir örnek. Paşalar hata yapıldı, yöntemlerimiz de sorunlar vardı derken aslında sorunun adının konulması konusunda fazla bir adım da atmıyorlar. Yanı hata yaptık demekle kalmak ,ferdi ve lokal bazı yanlışlıkların büyüdüğü gibi bir izlenim veriyor. Ama burada devletin inkarcı ve baskıcı politikalarının ve sorunu “güvenlik sorunu” olarak ele alma ısrarı devam ediyor. Paşaların dışınsa siyasiler de Kürt sorunu hakkında birçok önemli ve olumlu açıklamalar da bulundular. Ama hiçbiri sözlerini yerine getirmedi. İlginçtir ki siyasilerin sorunla ilgili açılım sergiledikleri süreçte itirafçı paşalar görevde idiler ve siyasilerin kulaklarının çekmeyi sürdürüyorlardı. Emekli Paşaların hepsi Kürtçe konuşulmasından rahatsız olmadıklarının altını çizerken halen görevde olan bir paşa ,yakın zamanda kendisinden yardım isteyen Kürt kadını Türkçe bilmediği için huzurunda kovmaktan çekinmiyordu. Bunlara birkaç örnek daha verelim : 21 Mart 2000 tarihinde Diyarbakır'da Koma Amed in söylediği Kürtçe bir marş nedeniyle DGM dava açılıyor. Grup üyeleri beraat ediyor. 2 Şubat 2002'de Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi nin düzenlediği etkinlikte Kürtçe müzik yapıldığı için beş öğretmen hakkında dava acılıyor. 20-22 Haziran 2003'te Doğubeyazıt'ta düzenlenen festivalden sonra aralarında sanatçılar Ferhat Tunç, Rojin olduğu beş kişi hakkında Erzurum DGM'ce eski TCK'nın 169. maddesi den dava açılıyor. Yine Kürtçe sözler yüzünden.[1] Devletin Kürtçe düşmanlığı faşist bazı kesimler tarafından hemen içselleştirilmiş, sokaklarda uygulanmaya başlanmış, Kürtçe konuşan insanlar şiddete maruz kalmışlardır. Son olarak sormak gerekiyor. Asker yalnızca PKK yada Kürt Sorunu noktasında mı hata yaptı ? Ülkenin her sorunu hakkında söyleyecek sözü ve kırmızı çizgileri olan bu kurumun, kendisini eleştirenleri vatan haini olarak görmesi, eleştiriye kapalı olması, kendisini halkın efendisi olarak görmesi onun şuanda hatalara devam etmesinin ve yen hatalar yapmasının nedeni değil midir ? İş işten geçtikten, ağır bedeller ödedikten (-ki bu bedelleri genelde halk ödemekte ,askeri kendi hayatını devam etmekte) sonra hatalıydık demek ne işe yaramakta ? İtiraflar ve sonrasında her şeyin eski seyrinde devam etmesinden ,paşaların hata yaptık söyleminin kendilerini bağladığını ,rejimin Kürt sorununa bakışında belirleyici olmadığını söyleyebiliriz. Hatalıydık söyleminden ders alacaklar oligarşinin asker ve bürokratik kesimidir. Buna rağmen emekli genelkurmay başkanlarının bu söylemleri olumludur. Rejimin ve devletin hata yapmaz ,bildiğim bildik dediğim dedik zırhında bir delik açmıştır. Kim bilir bir on yıl sonra emekli paşaların Başörtüsü konusunda hata yaptık, yasaklamamaydık gibi itiraflarını duyarız. . Güney Uzun Haksöz Dergisi 201.Sayı |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Anketler
Bir Şiir

Kanla Kirlenmis Evrak Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda. Asklarim, inançlarim isgal altindadir tabutumun üstünde zar atiyorlar cebimdeki adreslerden umut kalmamistir topraga sokuldugum zaman çapa vuran adamlar denize yaklasinca kumlar ve çakil taslari geçmis günlerimi asagilamaktadir. Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda. Ve rüzgar burusturuyor polis raporlarini kadinlar fazlasiyla günaha giriyorlar bazi solgun gömleklerin çözük dügmelerinden çelik tirpan gibi silkiniyor çocuklar denizin satirlari arasinda. Gece arsizca kükrüyor pasli beyninde sehrin küfre yaklastikça inancim artiyor. Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda acilar çekebilecek yasa geldigim zaman aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim. Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin basindan baslayabilirim. |
İsmet Özel |
En Son Eklenenler
Direniş Adalet Özgürlük

Ziyaretci Durumu





Ziyaretçiler
